Beta Talasemi Major Hastalarında Moleküler Kan Grubu Araştırmasıyla Transfüzyon Güvenliğinin Artırılması
Beta talasemi major hastalarında moleküler kan grubu araştırmasıyla transfüzyon güvenliği artırılıyor; güncel bulgular ve klinik uygulamalar.
Beta talasemi major hastalarına düzenli kan nakli, hastalığın temel belirti ve komplikasyonlarını yönetmede kritik bir rol oynuyor. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Enstitüleri’nde gerçekleştirilen çalışmalar, bağışçı-hasta uyumunu güçlendirmek ve kan nakli güvenliğini yükseltmek amacıyla moleküler kan gruplama tekniklerini inceleyen bir proje kapsamında yürütüldü. TÜBİTAK destekli bu çalışma kapsamında Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hematoloji Kliniği’nde takip edilen 51 talasemi hastasının kan örnekleri üzerinde 34 farklı kan grubu antijeni analiz edildi ve elde edilen genetik veriler karşılaştırıldı.
Genetik ve serolojik kan grubu sonuçları arasındaki uyumsuzluklar hastaların yaklaşık yarısında farklı çıktı; bugün bilinen antijenlerin genetik düzeydeki varyasyonları, daha önce tespit edilmemiş antijenlerin ortaya çıkmasına yol açtı. Elde edilen bulgular, nakil sürecinde donör ve alıcı arasındaki uyumu daha güvenilir kılmayı hedefledi. Bu bağlamda, bağışçı kanında bulunan antijenlerin alıcı tarafından yabancı olarak algılanmasının ve buna bağlı reaksiyonların azaltılması ön plana çıktı.
Güvenliği artırma amacıyla benimsenen yaklaşım ile kan nakline bağlı komplikasyonlar, genetik kan grubu tespitleriyle minimize edilmeye çalışıldı. Çalışmada, talasemi hastalarının serolojik kan grubu ile genetik kan grubu arasındaki farklar incelendi; sonucunda bazı hastalarda genetik kan grubu belirlemenin, normal serolojik testlerden daha güvenilir olduğunu gösterdi. Bu sayede uyumlu kan temini ihtimali yükseldi ve nakil sonrası reaksiyonlar azaltıldı.
Prof. Dr. Dilek Gürlek Gökçebay, talasemi hastalığının kalıtsal bir kan hastalığı olduğunun altını çizerek, düzenli kan transfüzyonunun gelişimsel geriliğe ve organ büyümelerinde anomaliye yol açabildiğini hatırlatıyor. Hedefin, kemik iliği nakli mümkün olmayan hastalarda dahi, kan nakli güvenliğini en üst düzeye çıkarmak olduğunu belirtiyor. Çalışmalar, üç ay süreyle vericinin kanının alıcıda bulunmasının doğru kan grubu tespitini zorlaştırabildiğini ve bu nedenle genetiktetkili analizlerle güvenliğin artırılması gerektiğini gösterdi.
Sonuçlar ve etkileri ile kan temininde uyumun artması ve nakil güvenliğinin yükselmesi sağlandı. Kliniğimizde izlenen talasemi hastalarından alınan örnekler üzerinden yürütülen analizler, serolojik yöntemlerle tespit edilen kan gruplarıyla karşılaştırıldı ve bazı hastalarda yaklaşık %50 oranında genetik fark saptandı. Bu durum, önceki uygulamalarda karşılaşılan gereksiz kısıtlamaların giderilmesi ve bazı hastalarda daha önce fark edilmeyen antijenlerin tanımlanması için önemli bir adım oluşturdu.
Riski azaltmaya yönelik sonuçlar, kan nakli sırasında karşılaşılabilecek olumsuz reaksiyonların önüne geçmeyi hedefliyor. Klasik testlerin, eritrositler üzerindeki antijenleri ve sipariş edilen antikorları tespit etmede yeterli kalabildiği durumlar olsa da, önceki transfüzyonlardan kaynaklanan donör eritrositlerini dolaşımda bulundurması nedeniyle bu testler tek başına güvenliği sağlayamayabiliyor. Bu nedenle, genetik kan grubu odaklı analizler ile uyumsuzluğun minimuma indirilmesi ve transfüzyon güvenliğinin artırılması esas hedef olarak kaldı.
Kaynak: Demirören Haber Ajansı / Sağlık Kaynak: Haberler.com