Su ve Çevre: Türkiye ve Mersin İçin 2026 Perspektifi
Türkiye ve Mersin için 2026 perspektifiyle su kaynakları, su yönetimi ve çevre koruma stratejilerini bütünleşik bir bakışla ele alan kapsamlı öngörü.
2026 yılına girilirken çevre uzmanı Prof. Dr. Halil Kumbur, Türkiye ve Mersin’de giderek artan çevre sorunlarına dikkat çekti. Özellikle su kaynakları konusunda uyarılar yapan Kumbur, küresel ısınma ve kuraklığın bu alandaki etkilerini vurguladı ve iyi bir su yönetimi planı olmadan Türkiye’nin yakın gelecekte su fakiri ülkeler arasına düşeceğini söyledi.
Kumbur, dünya ölçeğinde çevre sorunlarının yanı sıra hava, su, toprak ve atık kirliliğiyle plansız kentleşme gibi sorunların günümüzde önemli yer tuttuğunu belirtti. Yerel düzeyde de bu sorunların Mersin’de bazı ölçülerde görüldüğünü söyleyen uzman, çevre ile insan haklarının 21. yüzyılın yükselen değerleri olmasına rağmen çıkar amaçlı kullanılabildiğine dikkat çekti.
“Su, geleceğin en stratejik kaynağı” değerlendirmesinde bulunan Kumbur, gezegenin yüzeyinin %71’ini kaplayan suyun çoğunlukla tuzlu okyanuslarda bulunduğunu hatırlattı. Toplam su varlıklarının yaklaşık %97,5’inin tuzlu su, yalnızca %2,5’inin tatlı su olduğunu vurguladı; fakat erişilebilir tatlı suyun önemli bir bölümü buzullaşma ve yer altı rezervlerinde yer alıyor. Akarsu ve göller gibi kollektif olarak ulaşılabilir tatlı su miktarının ise son derece sınırlı olduğuna dikkat çekti.
Görülen şu ki içilebilir ve kullanıma uygun su payı, dünya toplam su potansiyelinin yalnızca yaklaşık %0,3–0,5’ini oluşturuyor. Bu durum, suyun sınırsız olmadığını ve stratejik bir kaynak olduğunu net olarak gösteriyor.
Türkiye’nin Akdeniz ülkeleri içinde iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkelerden biri olacağını ifade eden Kumbur, özellikle Doğu Akdeniz havzası içinde Mersin’de su kaynaklarında son yıllarda %40’lara varan azalmalar görüldüğünü belirtti. Kumbur’a göre 2025 itibarıyla kişi başına düşen yıllık su miktarı yaklaşık bin 300 metreküpe inmiş durumda ve 2040’a doğru bu rakam 700 metreküple sınırlandırılabilir; bu da ülkeyi önemli ölçüde risk altında bırakıyor.
“Suyun yüzde 76’sı tarımsal sulamada kullanılıyor” notuyla, mevcut suyun yaklaşık üçte ikisinin tarımsal sulama için harcandığı, içme-kullanma ve sanayi paylarının geride kaldığı belirtiliyor. Kumbur, sulama tekniklerinin iyileştirilmemesi halinde mevcut su kaynaklarının gelecek talepleri karşılayamayacağını söyledi. Mersin’in yıllık 7,4 milyar metreküp yer üstü ve yeraltı su potansiyeline sahip olduğu, ancak kaynaklar ile ihtiyaçlar arasında uyumsuzluk bulunduğu ifade edildi. Ayrıca kayıp-kaçaklar ve depolama sorunlarının da önemli bir problem olduğu vurgulandı.
Mersin’den Konya Ovası’na ve KKTC’ye su aktarımı kapsamında Göksu Nehri’nden Mavi Tünel ile Konya Ovası’na yıllık 414 milyon metreküp su iletildiği, Anamur Çayı’ndan da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yıllık 75 milyon metreküp su aktarıldığı belirtildi. Bu durum, Mersin için su havzalarının korunması, kuraklık risk haritalarının çıkarılması ve yağmur suyu ile atık su geri kazanımının hayati önem taşıdığını gösteriyor.
İklim Kanunu ve maliyetler çerçevesinde Türkiye’nin Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda sera gazı emisyonlarını azaltma taahhütleri ve 2035-2053 hedefleri hatırlatıldı. 9 Temmuz 2025’te yürürlüğe giren İklim Değişikliği ile Mücadele ve Uyum Kanunu’nun, enerji, sanayi, tarım, ulaşım ve inşaat sektörlerinde maliyetleri artıracağına dikkat çekilirken, bu sürecin kamu-özel sektör işbirliğiyle planlı şekilde yürütülmesi gerektiği ifade edildi.
“Mersin’in dünya kenti olabilmesi, yaşanabilir ve temiz bir çevreyle mümkün olur” denildi ve çevre sorunları çözülmüş bir Mersin’in tüm Mersinlilerin ortak arzusu olduğuna vurgu yapıldı.