Togu Balık’ta Tarımsal İlerleme ve Taşınmasıyla Aydınlanan Antik Kent Sentezi
Togu Balık’ta tarımsal ilerleme ve taşınmasıyla aydınlanan antik kent sentezi, arkeoloji ve tarımın buluştuğu etkileyici bir keşif yolculuğu.
Moğolistan’ın Tuul Vadisi’nde, Dokuz Oğuzlar’a ait kayıp kent olarak bilinen Togu Balık’taki arkeolojik çalışmalar, 14 kilometrelik antik sulama kanalı ile saray kompleksi ortaya çıkararak, Türklerin planlı tarım geçmişini yaklaşık bir asır geriye taşıdı. Çalışmalar yalnızca maden odaklı bir kent olmadığını, tarım ve üretim kapasitesinin de merkezi unsurlar arasında olduğunu gösterdi.
Çevreleyici çalışmalarda, Bilge Kağan ile Kül Tigin yazıtlarında adı geçen bu bölgede yürütülen kazılar, TİKA işbirliğiyle Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi ve Moğolistan Bilimler Akademisi’nin ortaklığıyla devam ediyor. Üçüncü sezonun ekipleri, ana sur çevresindeki yapılarla birlikte kurganlar ve kaya yazıtlarını derinlemesine inceledi; kentsel planlama bilgisini güçlendirecek bulgular elde edildi.
Geçen yıl başlayan jeoarkeolojik çalışmalar kapsamında 45 sondaj gerçekleştirildi. Saray kalıntılarının dolgu tabakaları ayrıştırılırken, seramik ve tuğla üretiminde kullanılmış olan fırın kalıntıları gün yüzüne çıktı. Tuul Nehri yatağındaki su seddi ve eski menderes yapısı üzerinde değerlendirmeler yapıldı. Zooloji ve botanik incelemelerinde alanda 124 damarlı bitki türü kaydedildi ve tarıma işaret eden 4 farklı buğday türüne ulaşıldı.
“Togu Balık” isminin bilimsel bağlamı ve konumu konusunda ortak bilim camiasında bir itiraz bulunmuyor; yazıtlardan ve Çin kaynaklarından hareketle bozkır kenti olarak konumlandırılan alanın, bulgularla desteklenen bir yerleşim olduğu netleşti. Enstitü Başkanı Prof. Dr. Şaban Doğan, kentin güneydoğusundaki surla çevrili komplekste bu yıl elde edilen verilerin öncü nitelikte olduğunu söyledi.
Saray mimarisine ilişkin veriler, sütun altlıklarının tamamının ortaya çıkarılmasını ve giriş kapısının konumunu gün ışığına çıkardı. Surların bölümünde yer alan müştemilat yapılarının da Türk dönemine özgü olduğu anlaşıldı. Ayrıca estetik yönü gösteren dış mekan bitkileri kalıntıları, saray hayatının görsel yönünü aydınlattı. İmalat kapasitesine dair çalışmalar, seramik, tuğla ve kiremit üretiminde kullanılan fırın kalıntılarıyla birlikte, çok sayıdaki hatalı üretim ile karşılaşıldı.
14 kilometrelik su kanalı ve tarımsal altyapının kanıtlanması, antik kentin ekonomi yapısının madenciliğe dayalı olmaktan çıkıp tarıma odaklandığını gösterdi. Jeomorfolojik incelemeler, bu sezonda kentin planlı tarım altyapısının varlığını ve kente özgü tarım pratiklerini destekledi. Dağlar boyunca yürütülen yüzey çalışmaları, kaya yazıtları ve damgaların Dokuz Oğuz boylarına ait olduğuna dair güçlü işaretler sunuyor.
Defin kültürü ve yanık kemikler gibi konular da bu sezonun odak noktaları arasında yer alıyor; laboratuvar analizleri defin gelenekleri ve yakma ritüellerinin tam olarak anlaşılmasına katkı sunacak. Bu bulgular, kentin sosyo-kültürel örgütlenmesini ve günlük yaşamı anlamada kilit rol oynuyor.