Madde Bağımlılığıyla Mücadelede Ulusal Bir Strateji: Aile, Toplum ve Siyasi Kararlılık
Madde bağımlılığıyla mücadelede aile, toplum ve siyasi kararlılığı hedefleyen ulusal stratejiyle etkili, kapsayıcı ve sürdürülebilir çözümler sunulur.
Türkiye’nin hızla büyüyen madde bağımlılığı sorunu, sadece bir sağlık meselesi olmaktan çıkmış; aile bağlarını zayıflatıyor, toplumsal güvenliği tehdit ediyor ve gençlerin geleceğini karartıyor. Bu bağlamda, sorunun kökenine inen ve tüm toplumsal aktörleri kapsayan bir yaklaşımın şart olduğu vurgulanıyor. Konu, yalnızca bireylerin tercihiyle açıklanabilecek bir durum değildir; arz, talep, suç ve yoksulluk gibi geniş dinamikler bu krizin ana unsurlarını oluşturuyor.
Bağımlılığın tanımı gereği bir beyin hastalığı olarak ele alınmalıdır; bu, irade zaafı olarak görüldüğünde yaşanan yanlış anlamaları derinleştirebilir. Mevcut tedavi süreçlerinin yalnızca detoksla sınırlı kalması, kalıcı iyileşmeyi engelliyor. Rehabilitasyon ve toplumsal entegrasyon devreleri birbirini takip eden bir zincir halinde uygulanmalı; psikolojik destek, mesleki eğitim ve istihdam olanakları bu zincirin vazgeçilmez parçalarıdır.
Ailenin rolü önemli fakat yetersizdir. Ailelerin bağımlı bireyleri ikna etme çabası, çoğu zaman tek başına yeterli olmamaktadır. Bu nedenle zorunlu müdahaleler ve tedavi mekanizmaları, bilimsel, hukuki ve etik çerçevede yeniden yapılandırılmalıdır. Danışmanlık ve terapi süreçlerinin genişletilmesiyle ailelerin desteği güçlendirilirken, bağımlılığın toplumsal güvenliğe etkileri en aza indirgenmelidir.
Stratejinin paylaşılması gereken sorumluluklar ise yalnızca sağlık bakanlığına yüklenmemelidir. Sağlık, Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri, Adalet, Aile ve Sosyal Hizmetler ile yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri ortak bir masa etrafında buluşmalı, ulusal bir yol haritası üzerinde uzlaşmalıdır. 2018’de feshedilen TBMM Uyuşturucu ile Mücadele Komisyonu’nun yeniden kurularak koordinasyonun güçlendirilmesi önerilir.
İsviçre, İtalya ve Portekiz gibi ülkeler, bağımlılık tedavisinde özel rehabilitasyon merkezlerini kamu desteğiyle entegre eden modellerin başarıya ulaştığını göstermektedir. Ülke içinde ayrıca bağımlılıktan kurtulan bireylerin İş Kanunu’ndaki dezavantajlı istihdam kotalarına benzer teşviklerle iş gücü piyasasına dahil edilmesi, toplumsal dönüşüm için önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Bu çaba, sadece sağlık politikası değil; güvenlik, eğitim ve ekonomiyle iç içe geçmiş bir geleceğin savunusu olarak görülmelidir.
Gelecek kaygısı yalnızca bağımlı bireylerle sınırlı değildir; bugün bağımlılığın tüketicisi konumundaki gençler, yarın sokaklarda tedarik zincirinin bir parçası haline gelebilir. Bu yüzden tüm aktörlerin kararlı bir koordinasyon içinde hareket etmesi, aileler ve toplumsal yapı için daha güvenli bir çevre yaratacaktır.