Çatalhöyük’te Güllü Ayşa’nın Yalnız Mezarı: Tarih ve Efsane Arasında Bir Hikâye
Çatalhöyük’te Güllü Ayşa’nın yalnız mezarı: tarih ve efsanenin iç içe geçtiği, merak uyandıran arkeolojik ve folklorik bir yolculuk.
Çatalhöyük’te, doğu höyüğünün güneydoğu yamacında bulunan ve yüzyıllar boyunca konuşulan bir topluluk hikâyesi olarak Güllü Ayşa’nın mezarı yer alır. Halk arasında “kötü yola düşmüş kadın” olarak damgalanan Ayşa’nın ölümü sonrasında köy mezarlığına kabul edilmemesi, ailesinin onu höyüğün üzerine koyduğu bir yere gömmesiyle sonuçlandı. Bu defin, höyüğün bilinen yaklaşık 9 bin 500 yıllık cenaze geleneğinin son örneği olarak kayda geçti.
Doç. Dr. Scott Donald Haddow tarafından yazılan ve Çatalhöyük’teki Neolitik Çağ’dan 20. yüzyılın başlarına uzanan normatif olmayan cenaze uygulamalarını irdeleyen makalede, Ayşa’nın adı “The Lonely Grave of Güllü Ayşa” başlığıyla anılır. Makalede, yerel anlatılarda Ayşa’nın zina suçlamalarıyla karşı karşıya kaldığı ve topluluk tarafından dışlandığı ifade edilir. Bu süreçte, höyük artık defin yeri olarak kullanılmaz hâle gelmiş; bazı kararlar köy mezarlıklarının kapasitesi ve dini-duygularla sınırlanmıştır.
Güçlü bir toplumsal damga: Ayşa, köyde yayılan söylentiler nedeniyle yaşamı boyunca dışlanmış ve ölümünden sonra da bu damga izlerini taşımıştır. Yerel anlatılara göre, halk defin konusunda kararı köy mezarlığına yönlendirmekten kaçınmış ve Ayşa’nın ailesi, onu köyün üzerinde yükselen yüksek höyüğe defnetmişti. Bu olay, geçmişin toplumsal kurallarıyla yüzleşirken mezarlık geleneklerinin evrilmesini işaret eder.
Mezarlıkta yer alan yazıt ise bu geçmişi hatırlatır: “Hu, merhume Hüseyin kızı Güllü Ayşa ruhuna Fatiha 22/2/1933.” Bu ifade, bugün bile bölgenin kadim cenaze adetleri ile hatıralarını yansıtan en somut izlerden biridir.