Adana Altın Koza Festivali’nde Canavar ve Varlık Gündemde: Edebiyat-Sinema Arasındaki Hikaye Anlatıcılığı Paneli
Adana Altın Koza Festivali’nde Canavar ve Varlık odaklı edebiyat-sinema arası paneli: hikaye anlatıcılığında sınırları zenginleştiren buluşma.
Ulusal Uzun Metraj Yarışması kapsamında dün iki film izleyiciyle buluştu: Canavar ve Varlık. Ayrıca festival boyu belgeseller, kısa filmler ve paneller devam ederken, Edebiyat ve Sinema Arasında Hikaye Anlatıcılığı panelinde edebiyat ile sinemanın uyarlama meselesi ve anlatım biçimleri ele alındı.
Canavar için tiyatro kökenli üretim süreci sahneden sinemaya taşınırken, yönetmen Tunç Şahin ve oyuncu kadrosu izleyicilerin sorularını yanıtladı. Şahin, tiyatrodaki ayrıntıları sinemanın olanaklarıyla görünür kılma hedefini vurgulayarak, “Formlar arası denemeler yapmak hoşuma gidiyor” sözleriyle ilerlemenin peşinden gittiğini ifade etti. Ayrıca hikayeyi sadece cinsel istismar üzerinden değil, ekonomik ve sınıfsal baskıların da çocuklar üzerindeki etkileri üzerinden kurduklarını belirtti. Tülin Özen ise kamera karşısında farklı bir oyunculuk deneyimi yaşadığını, sinemaya geçişin ezberli metinlerle zıtlıklar doğurduğunu ifade etti.
Varlık ise yarışmanın diğer filmi olarak izleyiciyle buluştu. Yönetmen Muzaffer Mehmet Çağlar, olayları birebir aktarmaktansa günümüz Türkiye’sinin toplumsal dinamikleriyle ilişkilendirdiğini söyledi. Hikayede baba ile çocuklar arasındaki geçmiş bağından ziyade ölüm karşısında ortaya çıkan tutumların ön planda olduğunu belirterek, küresel bir bakış açısı sundu. Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü eserinden esinlendiklerini belirten Çağlar, ölüm karşısındaki davranışların evrenselliğine dikkat çekti.
Epipe belgeseli sahneye çıktı: Güneş Terkol’un yönettiği bu yapım yaklaşık 20 yıllık bir birikimin ürünü olarak izleyiciyle buluştu. Göç, savaş ve uyum gibi temaları ele alan film, adını aldığı Tatar halk şarkılarında dans eden bir kadını simgeleyen bir metafor olarak açıklanıyor.
Kısa filmler bölümünde beş kısa filme yer verildi ve gösterimler sonrasında ekiplere yönelik sorularla seyirci katılımı yükseldi. Yerçekiminin senaristi ve yönetmeni Dalya Keleş, projenin üniversiteden başlayan ve farklı fonlardan gelişen bir süreçle şekillendiğini paylaştı.
Edebiyat ve Sinema Arasında Hikaye Anlatıcılığı panelinde Ayfer Tunç, Tufan Taştan ve Şenay Gürler, roman ile senaryo arasındaki farklara değindi. Tunç, senaryonun ekip çalışmasına dayalı bir üretim olduğuna işaret ederken, roman kelimelerle kurulur; sinemada ise kelime görüntüyü tarif eden bir araç haline gelir dedi. Uyarlama konusuna da vurgu yapan Tunç, “Sadakat başlığıyla bir uyarlama yaratmak, yaratıcılığı zedeler” diye konuştu. Taştan ise hikayenin sinemada yeniden kurulduğunu ifade ederek, iyi bir senaryonun kötü bir filme dönüşmemesi gerektiğini belirtti.
Festival boyunca yarışma, kısa ve belgesel gösterimleri, paneller ve söyleşiler sürüyor.