Ankara Bitpazarı: Gürkan Gürbüz’ün Plak Tutkunluğunun Hikayesi
Ankara Bitpazarı’nda Gürkan Gürbüz’ün plak tutkusu ve hikayesi, koleksiyonun sessiz ritmiyle buluşuyor.
Bir plak işletmecisi olan Gürkan Gürbüz, 1980’lerin başında bitpazarında başlayan koleksiyonculuk serüvenini bugün de sürdürürken, pikapların ve plakların yeniden gündeme gelmesiyle eskileri aratmayan bir deneyim sunuyor. Plakla başlayan bu yolculuk, bugün dijital mecraların sınırsızlığına rağmen, cızırtılı bir sesin ve geçmişin seslerinin hâlâ insana dokunduğu bir nostalji yaratıyor.
55 yaşındaki Gürkan Plak, geçmişten gelen kayıtları keşfetmeye devam ediyor; özellikle unutulmaya yüz tutmuş Türk plaklarını bulup gün yüzüne çıkarmak onun için en önemli uğraşlardan biri. Türkiye’nin müzik hafızasında özel bir yere sahip olan bu koleksiyon, Gürkan Gürbüz’ün “kültürel miras” olarak gördüğü parçalarla zenginleşiyor.
“Türk plaklarına çok sahip çıktık” diyen Gürbüz, Ankara Bitpazarı’ndaki köklü geçmişini hatırlatarak, zaman içinde karşılaştığı sürprizlerle dolu bir süreçten söz eder. Türkiye’nin en heyecanlı pazarlarından biri olarak gördüğü bitpazarı, onun için her ziyaretin yeni bir keşif olduğu bir mekân olarak değerlendiriliyor. Geçmişte gençlik yıllarında da çok değerli malzemeler çıkarttıklarını anlatıyor.
“Kaset ve CD’nin olayı artık bitti” diyen Gürbüz, plaklara karşı olan global ilginin yavaş yavaş yükselişte olduğunu belirtiyor. Yeni baskıların sayısı artarken, eski albümlerin nadir parçaları yeniden basımlara kavuşuyor. Özellikle 1968 etiketli çalışmalar, bazıları için kısıtlı sayıda basılmış olsa da, günümüzde yeniden üretimle dinleyiciye ulaşıyor. Başlangıçta amatör adımlarla başlayan sürecin şimdi daha kaliteli basımlara evrildiğini ifade ediyor.
“Yaşımız 55 olsa da hâlâ ilk kez gördüğümüz plaklarla karşılaşıyoruz.” diye ekleyen Gürbüz, taş plaklarda özellikle bölgesel müziklerin kendine özgü bir belge niteliği taşıdığını vurguluyor. Taş plaklardan çıkan sürprizler, Karadeniz ve Güneydoğu gibi bölgelerin mahalli ezgilerini dinleyicilere taşıyor; burada her buluş yeni bir mutluluk sebebi oluyor.
“Yıllardır hayatta bulamadığımız plaklar var” diyen Gürbüz, her bir taş plağın taşıdığı yaşanmışlıkları hatırlatıyor. Esin Engin’in oyun havası plakları veya Müzeyyen Sezar’ın eserleri gibi örnekler, kaçırılmaması gereken değerler olarak görünüyor. 1970’ler ve 1990’lar arasında, bazı kayıtlar zamanla kaybolmuş olsa da koleksiyoncular sayesinde yeniden gün yüzüne çıkıyor. Bu durum, Avrupa’daki kullanıcıların da plaktan saklama kültürünü benimsemesiyle daha da önem kazanıyor.
“Plak camiasında herkesin sevdiği sanatçılar var” diyerek sözlerini sürdüren Gürbüz, temiz bir plak ile temiz bir pikap üzerinde Zeki Müren’i salonun ortasında canlı olarak dinlemek mümkün olduğunu ifade ediyor. Arabeskte Orhan Gencebay, Erkin Koray, Cem Karca ve Barış Manço gibi isimlerin, plak koleksiyonlarının başlangıcında önemli yer tuttuğunu belirtiyor. Zamanla bu listeye daha farklı sanatçıların da eklendiğini, keşfin sürecinin ise dinleyiciyi motive ettiğini ekliyor.
Sanatçıların ilk ve son dönemlerinin kıymetli olduğuna inanıyor Gürbüz; orta dönemlerinde satışların yoğunlaştığını, 1988’li yıllarda CD ve kasetlerin yükselişinin plakları köşeye ittiğini hatırlatıyor. Ancak bugün plaklar yeniden sahne alırken, geçmişe dair kayıtlar artık daha çok erişilebilir hale geliyor.
Kaynaklar: İhlas Haber Ajansı, Haberler.com