Antakya Yürünebilir Tarih Turu: Hafıza Direnişi ve Şehrin Yeniden İnşası
Antakya’nın yürünebilir tarihi turunda hafıza direnişi ve şehrin yeniden inşasını keşfedin; sokaklar, anılar ve gelecek için rehberlik eden bir yolculuk.
Depremlerin üzerinden 3 yılı aşkın süre geçtiğinde Antakya, yalnızca fiziksel yıkımla değil, gündelik yaşamın alışkanlıkları, hafıza ve bir kent hissinin yeniden kurulmasıyla da yüzleşiyor. Akademisyen ve araştırmacı Tuğçe Tezer, “Birlikte hatırlamanın, unutmamanın ve hafızaya sahip çıkmanın bir yolu” diyerek Antakya Yürünebilir Tarih Turu’nu sürdürmeye devam ediyor.
MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nde öğretim üyesi olan Tezer’in Antakya ile bağı, doktora çalışması sırasında başlamıştı. 2020 yılında Salt Araştırma Fonu ile hazırladığı Antakya Yürünebilir Tarih Rehberi, yürümek ve şehri birleştirmek amacı taşıyordu; ancak 6 Şubat 2023 depremi sonrası bu çalışmanın anlamı daha da derinleşti. Tezer, deprem öncesinde Antakya’yı yürüyerek tanımanın ve kültürel mirası korumanın peşindeyken, deprem sonrası bu yürüyüşler yeni bir anlam kazandı: “Her adım, kaybolan bir sokağı veya binayı yeniden hatırlamak için atılan bir adım”.
İlk Yürünebilir Tarih Turu Temmuz 2024’te Evvel Temmuz Festivali kapsamında gerçekleştirildi ve bu yılın Mayıs ayında turun 15’inci kez yapılması planlandı. Katılımcılar, Antakya’nın merkezindeki Köprübaşı’ndan yola çıkarak Eski Antakya sokaklarını birlikte keşfe çıkıyor. İç ve dış mekânlardan gelen katılımcılar genelde 30-35 kişi oluyor; bazı günlerde bu sayı 70-80’e çıkabiliyor. Tezer, yürüyüşlerde Antakya’nın tarihine dair temel bilgiler paylaşırken, katılımcılar da geçmişe dair anılarını paylaşıyorlar.
Yürüyüşlar, kolektif hafızanın yeniden inşa edildiği mekânlara dönüşüyor. Zaman zaman artık ayakta olmayan yapıların önünde duruluyor, çocukluk anıları dile getiriliyor. Sokak kokuları, dükkanların sesleri ve binaların yapısı üzerinden geçmişe dair sohbetler kuruluyor. Tezer’e göre bu etkinlikler sadece geçmişi anmaya hizmet etmiyor; “Bu kent hâlâ burada” demenin de bir yolu olarak öne çıkıyor. Depremin ardından hızlanan yıkımlar, rezerv alanı kararları ve yeniden inşa süreçleri, Antakyalılar için sadece fiziksel değil, hafızasal bir kayıp hissi de yaratıyor. Özellikle Cumhuriyet Meydanı, Kurtuluş Caddesi ve Uzun Çarşı çevresinde yürüyüşler sırasında artık var olmayan yapılarla birlikte kaybolan hayatlar konuşuluyor ve yürüyüşler bu kayıpların anlatımında bir aracı oluyor.
Tezer, yürüyüşlerin giderek daha da güçlü bir direnç gösterdiğini vurguluyor: “İnsanlar yeniden aynı sokaklarda buluşma isteğini taşıyor, çocukluğunun geçtiği yerlere dönmek istiyorlar; gitmedim, buradayım deme hâli… Antakya’nın en büyük direnci burada saklı.” Bu etkinlikler, yalnızca bir kent anlatısını değil, birlikte iyileşmenin yollarını da arayan ortak bir hikâyeyi sahneliyor. Bugün Antakya’da yürümek, kaybolan bir kapıyı hatırlamak, şimdi olmayan bir sokağı zihinde yeniden kurmak ve tüm yıkıma rağmen geleceğe dair umudu birlikte taşımak anlamına geliyor.