İran’daki Savaşın Sivillere Yansıyan Bedeli: İnsan Hakları İzleri ve Tetezzüh
İran’daki çatışmanın siviller üzerindeki etkisini insan hakları iziyle inceliyoruz; çatışmanın bedeli, yaşamlar ve umutlar üzerinden değerlendirilir.
Bir eczacı olan Parasteş Dahagain, iş yerinde patlama anında hayatını kaybetti; o anda yakınlarının ve meslektaşlarının gördüğü gibi çalışmaya devam etmek için elinden geleni yapıyordu. Berivan Molani ise Tahran’da güvenliğe olan inancını yitirmeden, evinin yakınında yaşananların etkisini hissederek hayatını kaybetti. Ülke genelinde süren hava saldırıları ve buna bağlı hasarlar, şehirleri birbirine bağlayan bir felaket ağını andırıyor.
İran İnsan Hakları Belgeleme Merkezi’nin kayıtlarına göre Parasteş, başkentteki Apadana semtinde çalıştığı eczaneye yapılan saldırıda yaşamını yitirdi. İnternetin yönetildiği binanın bulunduğu bölgede başlatılan müdahalelerin yankıları, sivil yaşamı derinden etkiledi. Parasteş için düzenlenen törende mumlar ve çiçekler arasındaki fotoğraflar, kaybın hafızalarda bıraktığı izi gösterdi. Kardeşi Poorya, kız kardeşinin savaşın ortasında işini yapmaya çalıştığını paylaştı.
Hengaw İnsan Hakları Grubu, 3 yaşındaki Eilmah Bilki’nin Mart başlarında ağır yaralanıp bir gün sonra hayatını kaybettiğini BBC’ye iletti. Güvenli bölgeden Tahran’a dönerek ailesine destek olmaya çalışan Berivan Molani’nin trajik ölümüyle birlikte, kentteki evinin karşısında güvenlik makamlarının yer aldığı iddia edildi. Arkadaşları, Berivan’ın yatak odasında uyumadan önce hayatını kaybettiğini belirtti ve olayın ardından komşularının da zarar gördüğünü aktardı.
İran’daki Kürtler üzerinde çalışan Hengaw’a göre, 3 yaşındaki Eilmah’ın durumu, ABD-İsrail hava saldırılarının etkileriyle birleşen trajediyi yansıtıyor. Molani’nin modaya olan tutkusuyla birlikte evinin bulunduğu bölgede yaşananlar, ailenin güvenlik endişelerini artırdı ve toplumsal dayanışmayı da gündeme taşıdı. Yetkililerin evlere yönelik tehditler karşısında aldığı güvenlik kararları ve ailenin yaşadığı korku, iç savaş benzeri bir atmosferi hatırlatıyor.
ICRC ve Dünya Sağlık Örgütü’nün raporları, sivillerin çatışmalardan en çok etkilenen taraf olduğunu vurguluyor. Sağlık tesislerine yönelik saldırılar, birçok sağlık çalışanını ve hizmetlerini etkiledi; sağlık altyapısının korunması ise uluslararası hukukun temel sorumlulukları arasında sayılıyor. Hastanelere yönelik saldırılar konusunda net bir sorumluluk iddiasında bulunulmasa da bölgelerdeki hasar, sağlık hizmetlerinin sürekliliğini tehdit ediyor.
Kürt bölgelerinde yaşayanlar için de, iletişim ağlarının zarar görmesiyle bilgi akışında aksamalar yaşandı. Hengaw, güvenlik güçlerinin sınıra yakın bölgelerdeki iletişim ağlarını kullanmaya yönelik kısıtlamalara işaret ediyor ve bu durum, vatandaşlar için bilginin güvenliğini tehdit ediyor. Sivil kayıpların sayısı, çeşitli kaynaklar tarafından farklı rakamlarla aktarılıyor; ancak keskin bir eşik olarak 1000’in üzerine çıkan ölümler, trajedinin büyüklüğünü gösteriyor.
İnsani yardım örgütleri, sivillerin savaşın yükünü fazlasıyla taşıdığını belirtiyor. Yetkililerin, sivillere karşı her türlü saldırıyı önlemek ve sağlık tesislerinin güvenliğini artırmak adına uluslararası insanî hukukun ilkelerini uygulamaları gerektiği çağrısı yapılıyor. Hastaneler ve yardım kuruluşlarının güvenliğini sağlamak için pozitif bir adım olarak, tıbbi nakil ve acil müdahale ekiplerinin korunması gerekliliği vurgulanıyor.
Bu kapsamdaBurna hoş bir vurgu olarak, Hastanelere yönelik saldırıların insani hukuk açısından kabul edilemez olduğu ve sivillerin korunması gerektiği yönündeki uluslararası çağrılar yineleniyor. Özellikle köklü güvenlik gereksinimleri ve altyapı zararlarının birleştiği bu dönemde, toplumlar arasındaki dayanışma ve bilgi paylaşımı, kayıpların belgeselleştirilmesiyle daha da önem kazanıyor.