<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yuval Noah Harari - Magazin Haber Ajansı</title>
	<atom:link href="https://magazinhaberajansi.com/etiket/yuval-noah-harari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://magazinhaberajansi.com</link>
	<description>Türkiye&#039;nin ilk magazin ajansı!</description>
	<lastBuildDate>Sun, 12 May 2024 11:48:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
	<item>
		<title>Yuval Noah Harari&#8217;nin Bitcoin Eleştirisi ve Yanıtları</title>
		<link>https://magazinhaberajansi.com/yuval-noah-hararinin-bitcoin-elestirisi-ve-yanitlari/</link>
					<comments>https://magazinhaberajansi.com/yuval-noah-hararinin-bitcoin-elestirisi-ve-yanitlari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 May 2024 11:48:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[Bank for International Settlements]]></category>
		<category><![CDATA[Bitcoin eleştirisi]]></category>
		<category><![CDATA[Charles Hoskinson]]></category>
		<category><![CDATA[finansal sistemler]]></category>
		<category><![CDATA[kripto para]]></category>
		<category><![CDATA[Merkezi Otorite]]></category>
		<category><![CDATA[Walker]]></category>
		<category><![CDATA[Yuval Noah Harari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://magazinhaberajansi.com/?p=423890</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yuval Noah Harari'nin Bitcoin ile ilgili eleştirileri ve bu eleştirilere verdiği yanıtları inceleyin. Harari'nin görüşleri ve Bitcoin hakkındaki düşünceleri hakkında detaylı bilgi edinin.</p>
<p>The post <a href="https://magazinhaberajansi.com/yuval-noah-hararinin-bitcoin-elestirisi-ve-yanitlari/">Yuval Noah Harari’nin Bitcoin Eleştirisi ve Yanıtları</a> first appeared on <a href="https://magazinhaberajansi.com">Magazin Haber Ajansı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Yuval Noah Harari&#8217;nin Bitcoin Eleştirisi</h2>
<p>
	Dünyaca ünlü tarihçi ve çok satan yazar Yuval Noah Harari, Bank for International Settlements (BIS) Innovative Summit 2024’te yaptığı konuşmada, Bitcoin&#8217;e dair endişelerini dile getirerek kripto para topluluğunda geniş yankı uyandırdı. Harari&#8217;nin görüşleri, elektronik para ve geleneksel para otoriteleri arasındaki ilişkiye dair derin bir tartışmanın fitilini ateşledi. Özellikle, Harari&#8217;nin merkez bankaları ve hükümetlerin para yaratma yetkisine güvenilmesi gerektiği yönündeki çağrısı, kripto para birimlerinin temelinde yatan merkezi olmayan yapıya meydan okuyor. Bu çekişmeli konu, kripto para birimlerinin geleceği ve geleneksel finans sistemleri arasındaki temel farkları gözler önüne seriyor.
</p>
<h2>Harari&#8217;ye Verilen Cevaplar</h2>
<ul>
<li>Cardano&#8217;nun kurucu ortağı Charles Hoskinson, Harari&#8217;nin analizini sosyal medyada eleştirdi ve bunu &#8220;steroidli Dunning-Kruger sendromu&#8221; ifadesiyle tanımladı. Bu terim, yeteneklerini abartan bireylerin gösterdiği kötü karar verme eğilimine atıfta bulunur.</li>
<li>Bitcoin tutkunu Walker, BIS&#8217;nin II. Dünya Savaşı sırasındaki tartışmalı tarihini vurgulayarak, geleneksel finansal kurumlara güvenin bir çelişki olduğunu öne sürdü. Walker, &#8220;BIS, 1933 ile 1945 yılları arasında savaş suçları veya insanlığa karşı işlenen suçlardan mahkum olan yöneticilere sahipti. Ama tabii ki, bankerlere güvenin,&#8221; dedi.</li>
</ul>
<p>
	Ayrıca, Harari&#8217;nin Bitcoin eleştirisi, merkezi otorite denetiminden bağımsız olarak işleyen kripto paraların doğasına doğrudan karşı gelmektedir. Bu konuda yürütülen tartışmalar, kripto para birimlerinin geleceği ve finansal sistemlerdeki dönüşümler üzerinde derin etkiler yaratmaktadır. Gelişen teknoloji ve değişen paradigma ile birlikte, kripto paraların ve geleneksel finans sistemlerinin karşı karşıya olduğu zorluklar ve fırsatlar da artmaktadır.</p><p>The post <a href="https://magazinhaberajansi.com/yuval-noah-hararinin-bitcoin-elestirisi-ve-yanitlari/">Yuval Noah Harari’nin Bitcoin Eleştirisi ve Yanıtları</a> first appeared on <a href="https://magazinhaberajansi.com">Magazin Haber Ajansı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://magazinhaberajansi.com/yuval-noah-hararinin-bitcoin-elestirisi-ve-yanitlari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa Birliği çökerse savaş Avrupa’ya geri gelebilir</title>
		<link>https://magazinhaberajansi.com/avrupa-birligi-cokerse-savas-avrupaya-geri-gelebilir/</link>
					<comments>https://magazinhaberajansi.com/avrupa-birligi-cokerse-savas-avrupaya-geri-gelebilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Magazin Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Dec 2018 10:11:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KADIN]]></category>
		<category><![CDATA[globalist]]></category>
		<category><![CDATA[Homo Deus]]></category>
		<category><![CDATA[Yuval Noah Harari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.magazinhaberajansi.com/avrupa-birligi-cokerse-savas-avrupaya-geri-gelebilir-86328h.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bugün Fransa’nın sokaklarına bakınca ne görüyorsunuz?&#8211; Bir trendin devamını. Fransa siyaseti uzmanlık alanım değil ama şunu söyleyebilirim; eski usul, merkeziyetçi politikalar bugün ülkelerin problemlerini çözmüyor. Niye böyle oldu?&#8211; Pek çokları eşitsizliğin büyümesinin ve refah devleti anlayışının düşüşe geçmesinin insanları isyan ettirdiğini söylüyor. Ama ben buna katılmıyorum.Neden?&#8211; Çünkü elimizdeki veriler bunu pek doğrulamıyor. Sorun bunlar olsaydı sol [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://magazinhaberajansi.com/avrupa-birligi-cokerse-savas-avrupaya-geri-gelebilir/">Avrupa Birliği çökerse savaş Avrupa’ya geri gelebilir</a> first appeared on <a href="https://magazinhaberajansi.com">Magazin Haber Ajansı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="b-article-ext">
<p><strong>Bugün Fransa’nın sokaklarına bakınca ne görüyorsunuz?</strong><br />&#8211; Bir trendin devamını. Fransa siyaseti uzmanlık alanım değil ama şunu söyleyebilirim; eski usul, merkeziyetçi politikalar bugün ülkelerin problemlerini çözmüyor.<br /><strong> Niye böyle oldu?</strong><br />&#8211; Pek çokları eşitsizliğin büyümesinin ve refah devleti anlayışının düşüşe geçmesinin insanları isyan ettirdiğini söylüyor. Ama ben buna katılmıyorum.<br /><strong>Neden?</strong><br />&#8211; Çünkü elimizdeki veriler bunu pek doğrulamıyor. Sorun bunlar olsaydı sol yükselirdi, sağ değil. ABD’de insanlar bu sorunlardan dertli olsalardı, Demokratlara oy vermeleri gerekirdi, Cumhuriyetçilere değil. Ya da Obamacare için bu kadar tepkili olmazlardı. Onun yerine vergi ödemeyen bir milyardere oy vermeyi tercih ettiler. Ya da Rusya&#8230; Eşitsizliğin en derin olduğu ülkelerin başında geliyor. Ama Putin rejimi, Macron’unkinden daha istikrarlı görünüyor. İnsanları harekete geçiren şey çok daha derinde&#8230;</p>
<div><img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/12/avrupa-birligi-cokerse-savas-avrupa-ya-geri-gelebilir-5c1624d846840.jpg" alt="Avrupa Birliği çökerse savaş Avrupa’ya geri gelebilir" /></div>
<p><strong>Dertleri sömürülmek değil, kenara fırlatılmak</strong><br /><strong>Psikolojik bir şey mi?</strong><br />&#8211; Evet. İşe yaramaz hale gelme korkusu&#8230; 20’nci yüzyılda bütün ülkelerde sıradan insanlar birer kahramandı. İşçiler, askerler, memurlar&#8230; Geleceği inşa etmek için bu insanlara ihtiyaç duyardınız. Sovyetler Birliği’nde, ABD’de, hatta Nazi Almanya’sında bile durum böyleydi. Ama şimdi insanlar giderek işe yaramaz hissediyor. O yüzden dertleri sömürülmek değil, bir kenara fırlatılmak. Aslında devletler bu insanlara bakmaya devam ediyor ama bu onlar için yeterli değil. İnsanlar kendilerini önemli hissetmek ister. Popülizm, din, milliyetçilik bu yüzden bu kadar çekici. Ekonomik problemlere çözüm önerdikleri için değil, insanlara hâlâ “Sen çok önemlisin” dedikleri için&#8230;<br /><strong>Liberalizm de bunu demedi mi? Özgür iradeye, eşitliğe, insan haklarına dayalı bir ideoloji sonuçta&#8230;</strong><br />&#8211; Evet, dedi ama onun yanında bir şey daha söyledi: “Her şey daha iyi olacak. Çünkü hayat devamlı gelişir”. Ama öyle olmadı. Hayatın sürekli iyiye gitmesi çok zor. Yine de liberalizm eninde sonunda ekonomi ve güvenlik açısından diğer ideolojilerden daha başarılı olacak.<br /><strong> Yerini yeni bir ideolojiye bırakma ihtimali yok mu?</strong><br />&#8211; 20’nci yüzyılda ‘liberal hikâye’, ‘komünist hikâye’ ve ‘faşist hikâye’ vardı. Birbiri ardına çöktüler. Şimdi boşluğu dolduran yeni bir hikâye yok. Batı’nın en liberal ülkeleri bile liberal hikâyeye inançlarını kaybetmiş durumda. Trump gibi, Putin gibi popülist liderler de sürekli geçmişten bahsediyor. İklim değişikliği, yapay zekâ, biyoteknoloji&#8230; Bunlarla ilgili tek kelime etmiyorlar. Halbuki geleceğimizi bunlar şekillendirecek.<br /><strong>‘Yeni hikâye’ nereden gelecek, Silikon Vadisi’nden mi?</strong><br />&#8211; Belki bir gün çıkar ama şu an için o da mümkün görünmüyor. <br /><strong>Neden?</strong><br />&#8211; Çünkü Silikon Vadisi’ndeki insanların doğal olarak böyle bir hikâye yaratacak donanımları yok. Kendi işlerinde çok iyiler ama siyasetle, toplumla ilgili derin bilgileri yok. Ama ilgilenmeye başladılar. Popülizmin böyle bir faydası oldu. Trump’tan önce Silikon Vadisi’ndeki hiç kimse Kentucky’deki insanlar kimdir, ne isterler merak etmiyordu. <br /><strong>Fransa’ya dönersek&#8230; Olanları Fransız Devrimi’yle, 68 Mayıs’ıyla, Türkiye’deki Gezi eylemleriyle kıyaslayanlar var&#8230;</strong> <br />&#8211; Tarihte hiçbir olay birbirinin aynısı değildir.Ama karşılaştırmalar perspektif kazandırır. Bir tarihçi olarak Fransa’da olanlara bakınca benim dikkatimi çeken şu; her şeye rağmen eylemlerin barışçıl düzlemde kalması. Sadece bugün Fransa’da olanlar için değil, genel olarak bunu söyleyebiliriz. Avrupa’da milliyetçilik yükseliyor diyoruz ama neyse ki kimsenin öldüğü yok.<br /><strong>Tarihi iyi bilmek </strong><br /><strong>daha dikkatli olmamızı sağlar</strong><br /><strong>Brexit için de geçerli değil mi bu?</strong><br />&#8211; Kesinlikle. Yüz yıl önce Brexit gibi bir konu ancak büyük bir savaşla çözüme kavuşurdu. İskoç referandumu da böyle barışçıl oldu. Hatta Katalan referandumu bile böyle oldu denebilir. Yaralılar vardı ama kimse hayatını kaybetmedi. Evet, milliyetçilik yükselişte ama bir yüzyıl önceye kıyasla çok daha zayıf durumda. İnsanlar sahip olduğu şeyi kanıksıyor. 1948’den sonra doğanlar barışı kanıksıyor. Çünkü hiç dünya savaşı görmediler. O yüzden Brexit’le yaptıkları şeyin Avrupa’da barışı tehlikeye sokmak olduğunun farkında değiller. Tarihi iyi bilmek daha dikkatli olmamızı sağlar. Brexit hep para üzerinden konuşuldu. Barış-savaş denklemi göz ardı edildi.<br /><strong> Oysa asıl önemli olan kısım o&#8230;</strong><br />&#8211; Evet. Avrupa Birliği’nin temel başarısı, ekonomik değildir. Avrupa kıtasına barış getirmesidir. Avrupa Birliği çökerse savaş Avrupa’ya dönebilir. “Para olduğu sürece Avrupa Birliği’nde varım.” Bu çok egoistçe bir bakış açısı. Dünyanın önde gelen milletlerinden biriyseniz, ne kadar maliyetli olursa olsun bu oluşumda kalmak sizin sorumluluğunuzdur.<br /><strong>“Bugün hiçbir lider yeni bir dünya savaşının sorumluluğunu alamaz” diyordunuz&#8230;</strong><br />&#8211; Yakın gelecekte bir savaş beklemiyorum sahiden. Çünkü bedeli çok büyük olur ve hiç kimseye bir faydası yoktur. Ama 5, 10, 15 yıl sonra ne olacağını kim bilebilir ki? Yeterli çıkarı olmasa bile liderinin egoist istekleri bir ülkeyi savaşa sürükleyebilir. Özellikle diktatörlüklerde rejim tehlikeye girince, insanlar şikâyet etmeye başlayınca, yolsuzluk, eşitsizlik varsa&#8230; En iyi yol savaşa girmek gibi görünür. Çünkü savaştayken kimse bunlardan söz etmez.<br /><strong>İki hafta önce düzenlenen G20 Zirvesi’ni takip ettiniz mi? Zirvenin sonunda çekilen o liderler fotoğrafına bakınca ne hissediyorsunuz?</strong><br />&#8211; Farklı dünya görüşlerine sahip, farklı siyasi sistemleri yöneten bu liderlerin bir araya gelip dünyanın sorunlarını tartışması her şeye rağmen iyiye işaret. Öte yandan hâlâ global bir işbirliğinden söz edemiyoruz. Oysa bugünün bütün büyük sorunları; iklim değişikliği, teknolojinin yıkıcı etkileri ancak global işbirliğiyle çözülebilir.</p>
<div><img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/12/avrupa-birligi-cokerse-savas-avrupa-ya-geri-gelebilir-5c1624d9bf758.jpg" alt="Avrupa Birliği çökerse savaş Avrupa’ya geri gelebilir" /></div>
<p><strong>Dünya birden çok vahşi bir yer haline gelebilir</strong><br /><strong>Yeni bir yılın arifesindeyiz. Yeni yıldan umutlu olmak için yeterince sebep var mı?</strong><br />&#8211; Dünyanın bazı bölgelerinde savaşlar olmasına rağmen tarihin en barış dolu dönemindeyiz. Artık kıtlık ya da salgın hastalıklar nedeniyle daha az insan ölüyor. Bunları tekrar tekrar söylemekte fayda var. Çünkü insanlar çoğu zaman ne kadar şanslı olduğumuzu unutuyor. Ama dikkatli olmazsak bu başarıların hepsini kaybedebiliriz. Dünya birden çok vahşi bir yer haline gelebilir. Çünkü bu başarıları borçlu olduğumuz global işbirlikleri aşınıyor. Bu da hem son jenerasyonun başarılarının altını oyuyor hem de çağın yeni sorunlarıyla baş etme şansımızı azaltıyor.<br /><strong>Tarihteki en önemli şehirlerden biri </strong><br /><strong>İstanbul’a bakınca bir tarihçi olarak neler geçiyor içinizden?</strong><br />&#8211; Bu sefer dolaşma fırsatım olmadı. Daha önceki gelişimde biraz gezmiştim. Tarihteki en önemli şehirlerden biri. Neredeyse 2 bin yıldır ekonomik, kültürel, dini ve politik bir merkez oldu. Şehrin en karakteristik özelliklerinden biri, dünyaya açık olması. Boğaz sayesinde hep ticarete, dolayısıyla da bir zenginliğe yön verdi. Her dinden, ırktan, etnik kökenden insana açıktı. Ortaçağ Avrupa’sında toleranstan eser yoktu. Önce Konstantinopolis, sonra da İstanbul bir hoşgörü cennetiydi. 1600’de Paris’te herkes Katolik’ti. Bir Protestan şehre girdiğinde onu öldürürlerdi. Londra’da herkes Protestan’dı. Bir Katolik şehre girdiğinde onu öldürürlerdi. O yıllarda Avrupa’da Yahudiler sürülürdü&#8230; Kimse Müslümanları istemezdi&#8230; Oysa aynı dönemde İstanbul’da farklı mezheplerden Müslümanlar, Katolikler, Ermeniler, Ortodokslar, Rumlar, Bulgarlar yan yana mutlu mesut yaşarlardı.<br /><strong>Şehrin bugünü nasıl sizce?</strong><br />&#8211; Şimdi bu biraz tehlikede. Bence enerjik, toleranslı, çokkültürlü geleneği bugün de sürdürmeli. Bu hem Türkiye hem dünyanın kalanı için çok önemli. Tarihi değiştiren olaylar belli başlı şehirlerde olur. Gezegenin tamamına bakın, önemli keşifler nerelerde yapılıyor, büyük organizasyonlar nerelerde kuruluyor? Çok az sayıda böyle şehir var. İstanbul onlardan biri. Farklı kökenlerden insanlar bir araya geliyor, fikir değiş tokuşu yapıp yeni bir şeyler yaratıyorlar. Bu dünyanın en önemli şeyi.</p>
<div><img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/12/avrupa-birligi-cokerse-savas-avrupa-ya-geri-gelebilir-5c1624dba8e0e.jpg" alt="Avrupa Birliği çökerse savaş Avrupa’ya geri gelebilir" /></div>
<p><strong>Bugün iyi bir milliyetçi globalist olmalı,</strong><br /><strong>bu çelişkili bir şey değil</strong><br /><strong>Dünyanın farklı ülkelerinde toplumlar bıçakla ikiye ayrılmış gibiler. Bir tarafta milliyetçi, savaş yanlısı, ayrımcı, globalizm karşıtı bir kitle&#8230; Diğer tarafta hümanist, feminist, LGBTİ hakları destekçisi, çevreci, vegan, barış yanlısı bir kitle&#8230; Bu çağ, hangisinin çağı? Bu dünya hangisinin dünyası?</strong><br />&#8211; İkisinin de. Bu hep böyle oldu. İstediği kadar milliyetçi olsun herkes global dünyanın bir parçası. Hep milliyetçilikten söz ediyoruz ama bugün dünyadaki temel ayrım milletler arasında değil. Dediğiniz gibi milletlerin içinde. Her millette farklı gruplardan insanlar var. Bu yüzden de farklı kamplardan insanların birlikte çalışmasından başka bir alternatifimiz yok.<br /><strong>İlk gruptakilere ne söylersiniz?</strong><br />&#8211; Bugün iyi bir milliyetçi, globalist olmalı. Bu çelişkili bir şey değil. İyi bir Türk milliyetçisiysen Türkiye’yi iklim değişikliğinin yarattığı sorunlardan, Türk vatandaşlarını da robotların iş pazarında yaratacağı sorunlardan koruman gerekir. Bunlar için de diğer ülkelerle işbirliği yapmalısın.<br /><strong>İkinci gruptakilere ne söylersiniz? Aralarında umutsuzluğu çok derin olanlar, sık sık paniğe kapılanlar var&#8230;</strong><br />&#8211; Dünya Kupası’nı düşünsünler. Hiç olmadığımız kadar birlik halinde olduğumuzu unutmayalım. Yüzyıl önce Arjantin’den, Fransa’dan, Japonya’dan insanları bir oyun oynamak için Rusya’da toplamanız tamamen imkânsızdı. Ama bugün bu mümkün. Üstelik Dünya Kupası milliyetçi bir oyundur. Herkes kendi milleti için tezahürat yapar. Yine de çok çarpıcı bir işbirliği örneğidir. Sadece bu insanların aynı yerde bir araya gelmeleri değil, uydurma kuralları benimsemeleri açısından da&#8230; Evet, ulusal futbol takımları arasında rekabet var ama hepsi tamamen uydurma bir kurallar bütünün kabul ediyor.<br /><strong>Meditasyon, kendini tanımak için bildiğim en iyi yollardan biri</strong><br /><strong>Son kitabınızda son bölümü oldukça ilginç; meditasyondan bahsediyorsunuz&#8230;</strong><br />&#8211; Evet. Çünkü kendimizi tanımak çok önemli.<br />Hele de insanın beynini hack’lemeye çalışan onlarca uyaranın olduğu bugünün dünyasında&#8230; Devletlerin ve şirketlerin sizi tanıdığından daha iyi tanımalıyız kendimizi. Zayıflıklarımızı bilmeliyiz. Manipüle edilmekten ancak böyle korunabiliriz. Meditasyon bunun için benim bildiğim en iyi yollardan biri.</p>
<div> </div>
<p><strong>SON 24 SAATTE YAŞANANLAR</strong></p>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div></div>
</div>
</div>
</div>
<p>Son 24 saatte ne oldu? (15.12.2018) – 2</p>
<div>daha fazla video için<img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/04/kendinizi-daima-yorgun-mu-hissediyorsunuz-5ac21ec4c7cd2.png" alt="" /></div>
</div>
</div>
</div><p>The post <a href="https://magazinhaberajansi.com/avrupa-birligi-cokerse-savas-avrupaya-geri-gelebilir/">Avrupa Birliği çökerse savaş Avrupa’ya geri gelebilir</a> first appeared on <a href="https://magazinhaberajansi.com">Magazin Haber Ajansı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://magazinhaberajansi.com/avrupa-birligi-cokerse-savas-avrupaya-geri-gelebilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması</title>
		<link>https://magazinhaberajansi.com/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi/</link>
					<comments>https://magazinhaberajansi.com/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Magazin Haber Ajansı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Sep 2018 23:43:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KADIN]]></category>
		<category><![CDATA[3. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Taş Devri]]></category>
		<category><![CDATA[Yuval Noah Harari]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.magazinhaberajansi.com/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi-65602h.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Röportaj için İsrail’e gideceğimi söylediğim Filistinli yakın arkadaşım Yazan bana “BDS boykotunu duymadın mı?” diye sordu. İsrail’e Güney Afrika’daki apartheid rejimi muamelesi yapmayı öngören; spor, kültür, bilim alanlarında da boykot etmeye çağıran bir kampanyaydı…Ama hangi İsrail’i? Sokakta Filistinlilerle kol kola Netanyahu hükümetini protesto eden İsraillileri de mi mesela? Tel Aviv’de tanıştığım Türkiye asıllı sevgili Orel [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://magazinhaberajansi.com/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi/">Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması</a> first appeared on <a href="https://magazinhaberajansi.com">Magazin Haber Ajansı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="b-article-ext">
<p>Röportaj için İsrail’e gideceğimi söylediğim Filistinli yakın arkadaşım Yazan bana “BDS boykotunu duymadın mı?” diye sordu. <br />İsrail’e Güney Afrika’daki apartheid rejimi muamelesi yapmayı öngören; spor, kültür, bilim alanlarında da boykot etmeye çağıran bir kampanyaydı…<br />Ama hangi İsrail’i? <br />Sokakta Filistinlilerle kol kola Netanyahu hükümetini protesto eden İsraillileri de mi mesela? <br />Tel Aviv’de tanıştığım Türkiye asıllı sevgili Orel “Gazze’deki duvar beni çok suçlu hissettiriyor. Ama bir yandan da duvar dikildiğinden beri ölümler azaldı, daha az korkuyorum. Üzülüyorum ama ne yapayım?” diyor. <br />Artık sadece Ortadoğu değil, tüm dünya bu tür içinden çıkılmaz sorularla karşı karşıya… <br />Ve bu sorulara vereceği yanıtı en çok merak ettiğim insan burada.<br />Yuval Noah Harari 21’inci yüzyılın en çok konuşulan tarihçisi oldu. <br />‘Sapiens’ kitabı Türkiye’de 500 bin, dünyada 8 milyon sattı. <br />Obama, Bill Gates, Mark Zuckerberg “bu kitabı okuyun” dedi.<br />‘Sapiens’ insanın geçmişini, ikinci kitabı ‘Homo Deus’ ise olası geleceğini anlatıyordu. <br />Ve üçüncü kitabı dünyada ve Türkiye’de dün piyasaya çıktı. <br />‘21. Yüzyıl İçin 21 Ders’ en politik ve bir gazeteci için en verimli kitabı olmuş. <br />Harari’yle cayır cayır Tel Aviv güneşinin altında buluştuk. Gezegenin ahvalini konuştuk.</p>
<div><img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/09/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi-5b8cea685e048.jpg" alt="Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması" /></div>
<p><strong>Neler oluyor dünyada? Bir felaket döneminden mi geçiyoruz?</strong> <br />&#8211; Bu sohbeti yaptığımız 2018’in Ağustos ayı itibariyle, hâlâ insanlığın bugüne kadar gördüğü en iyi dönemi yaşamaktayız. Gittiğimiz yön, gördüğümüz eğilimler kötü, bu kesin. Ama koşullar tarihte hiç olmadığı kadar iyi. Açlık, hastalık, şiddet hiç bu kadar az olmadı. Sadece gelişmiş ülkelerde değil, tüm dünyada&#8230; Şükran duymamız gereken çok şey var. <br /><strong>Ama tersine, insanlar son derece tedirgin&#8230;</strong> <br />&#8211; İnsanların çoğunun tarihe hatta günümüze yanlış bir bakışı var. İnsanlığın ve uluslararası düzenin son dönemlerde getirdiği muazzam başarılara sevinmek yerine bunu önemsemiyor ve şikâyet ediyorlar. “Cennetteyiz, hiç sorunumuz yok” demiyorum. Çok sorunumuz var ama eskiye nazaran çok iyi durumdayız. Ve bunu sağlayan düzenin temellerine ateş etmekle meşgulüz! <br /><strong>Neydi bunu sağlayan?</strong><br />&#8211; Şiddetin bu kadar düşmesi ilahi bir mucize değil. İnsanların bilgece kararları ve uluslararası kurumların işbirliğiyle gerçekleşti. Şimdiki gibi yalnızlaşmacı, milliyetçi bir yöne saparsak, yeniden silahlanma yarışına başlarsak, göz açıp kapayıncaya kadar dibe vurabiliriz. İnsanlar bu tehlikeyi fark etmiyor. <br /><strong>Toplumlarda bir ortadan ikiye yarılma var. İsrail’de, Türkiye’de, ABD’de&#8230;</strong> <br />&#8211; Kesinlikle. <br /><strong>Neden her yerde aynı anda oluyor bu?</strong> <br />&#8211; Tüm dünyadaki ortak yarılma ileriye gidenlerle geride kalanlar arasında. Dünyada muazzam bir dalga, devrim yaşanıyor. Bu devrim nüfusun bazı bölümlerine çok yarıyor, diğerlerineyse hiç fayda sağlamıyor. Hayatları zorlaşmasa bile etraflarındakilerin durumunun hızla iyileştiğini, kendilerinin treni kaçırdığını görüyorlar. Güçsüz, gereksiz hissediyorlar kendilerini.<br /><strong>Bu yeni bir olgu mu?</strong> <br />&#8211; Eskiden nispeten küçük bir elit, geniş kitleleri sömürürdü. Ama büyük kitleler olmadan ekonomi yürümezdi, çok önemlilerdi. Sendikalaştılar, grevler, sosyalist devrimler yaptılar. 20’nci yüzyılda toplumsal mücadele sömürüyle ilgiliydi. 21’inci yüzyıldaki gereksizlikle ilgili. Elit artık onları sömürmeye gerek duymuyor. Mesela İsrail ekonomisinin ana motoru, işgücünün sadece yüzde 10’una karşılık geliyor. Gereksizlikle, işe yaramazlıkla mücadele etmek çok daha zor. “Ben önemsizim, aşağılanıyorum” hissi, psikolojik bir sorun. <br /><strong>Siz buna ‘Trump anı’ diyorsunuz.</strong> <br />&#8211; Evet, (Donald) Trump ya da (Recep Tayyip) Erdoğan tarzı liderler bu insanlara gidiyor ve “Dünyadaki en önemli insan sensin. Gereksiz değilsin, geleceği ıskalamayacaksın” diyor. Milliyetçi popülizmin cazibesinin çoğu, arkada kalmış, küçük görülmüş kişilere gitmek ve “Hayır, gelecek sana ait” demektir. Bu iddianın ekonomik bir mantığı olmasa da psikolojik anlamda çok çekicidir. Ama bazı kriz anlarında milliyetçi vizyon dünyadaki ekonomik gerçeklikle ters düşebilir. Şimdi Türkiye’de olduğu gibi&#8230; <br /><strong>O zaman ne oluyor?</strong><br />&#8211; Gerçekçi bir program yapmak yerine “Yabancılar yüzünden, şu ya da bu grup yüzünden” deme eğilimi ortaya çıkar. Yoksa Çin’le, Türkiye’yle ticaret savaşı başlatmanın Pennsylvania’daki, Ohio’daki hiçbir Trump destekçisine faydası yoktur. </p>
<div><img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/09/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi-5b8cea6a3e5ba.jpg" alt="Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması" /></div>
<p><strong>İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun bir davetine katılmışsınız. Etrafındakilerin onu sürekli pohpohlaması ama ciddi önerilerde bulunmaması dikkatinizi çekmiş.</strong> <br />&#8211; Buna sultanlık diyoruz. İnsanlar bir sultana tavsiyede bulunmaktan korkar, ona sadece duymak istediklerini söyler. Gerçeği söylemek tehlikeli olabilir. <br /><strong>Peki bu liderler işin aslını bilmiyor mu? Gerçekçi öneriler veren birileri yerine neden bu insanları isterler? Nasıl bir mekanizma bu?</strong> <br />&#8211; Tarihin kendisi kadar eski bir slogandır: Güç yozlaştırır; mutlak güç, mutlak anlamda yozlaştırır. Bu, kişisel ahlakın yozlaşması değildir. Bir ülkeyi yönetmek aşırı derecede zor bir durumdur. Özellikle Yeni Zelanda değil de İsrail, Türkiye gibi karmaşık bir ülkeyse. <br /><strong>Psikolojik anlamda mı?</strong><br />&#8211; Evet. O kadar çok baskı, sorun, enformasyon var ki&#8230; Onca çelişkili mesajı sindirebilmek çok karmaşık bir iş. Böylesi bir kaos durumunda dünyayla ilgili bir teori geliştirirsiniz: Dünya böyledir, bizim şunu şunu yapmamız gerekir, diye&#8230; İnsan doğası, bunu herkes yapar. Biliminsanları buna ‘doğrulama yanlılığı’ (confirmation bias) diyor. Yani bir veri dünyayla ilgili temel teorimizi destekliyorsa, onu hemen fark ederiz. <br /><strong>Desteklemiyorsa?</strong><br />&#8211; Yalan haber, istatistiki olarak anlamsız filan deriz. İktidar sahibi birinin bu mekanizmayı besleyecek çok aracı vardır.<br /><strong>Ne gibi?</strong><br />&#8211; İsrail’den örnek verelim. Birinin Netanyahu’ya “Politikalarınız iyi değil. İsrail’in imajını zedeliyorsunuz” dediğini düşünelim. Buna ‘propaganda’ diyecek, buna alet olan bir kişiyle artık çalışmak istemeyecektir. Diğer danışmanlar böyle açık konuşan birinin başına ne geldiğini görür. “Ben kovulmak istemiyorum, bu tür şeyler söylemeyeyim” der. Bu durumda lider durmadan kendi dünya görüşünü olumlayan geri dönüşler almaya başlar. Kendi görüşünüze inancınız artar. <br /><strong>Bir kısırdöngü&#8230; Tehlikeli bir eğilim değil mi?</strong> <br />&#8211; Sıradan insanlar için tehdit büyük değil. Onların gazeteleri etkileme gücü yoktur mesela. Çelişkileri görecek, yaşayacaklardır. Ama başbakansanız, en azından İsrail’de -ki Türkiye’de de öyle olduğunu sanıyorum- gazetelerde yazılanlar üzerinde tesiriniz vardır. <br /><strong>Kendi oluşturdukları algıya kendileri de inanıyorlar zamanla&#8230;</strong> <br />&#8211; Tamamen yozlaşmış, tek derdi zenginleşmek olan liderler de var. Ama çoğu zaman olan bu değil. Netanyahu yaptıklarının İsrail için en iyisi olduğuna derinden inanıyor bence. “Ben İsrail’e hizmet ediyorum. Gazetecilerin de beni desteklemesi gerekir” diyor. Erdoğan’ın Türkiye için en iyisini yaptığına inandığını, Putin’in kendisini tamamen Rusya’yla özdeşleştirdiğini düşünüyorum. Putin kalkıp “Ben kendi amaçlarım için Rusya’yı kullanıyorum” diye düşünmüyor. <br /><strong>“Ben Rusya’yım” diyor.</strong><br />&#8211; “Ben Rusya’yım” diyor. Kendisine yönelik her saldırıyı da Rusya’ya saldırı olarak görüyor. Bu doğru olmasa bile psikolojik olarak buna derin biçimde inanıyor.</p>
<p><strong>Dinler, milliyetçiliğin bir aleti oldu. Bu talihsiz bir şey! &#8230;inanç </strong><br /><strong>Teknoloji, enformasyon devrimine rağmen dinin gücü azalmıyor, tersine artıyor gibi. Din geri mi döndü?</strong> <br />&#8211; Din etik, politika ve kimlik sorunlarıyla ilgilenir. Tarih boyunca bu üç alanda da otoriteydi. Teknik konularda da&#8230; Biri hastalandığında rahibe, şamana, guruya başvurulurdu. Susuzluk yaşandığında kiliseye, camiye, tapınağa sığınılır, yağmur ritüelleri gerçekleştirilirdi. Din, antikçağ ve ortaçağdaki bu teknik gücü tamamen yitirdi. Örneğin Hazreti İsa vaktinin yarısında doktorluk yapardı. </p>
<div><img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/09/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi-5b8cea6c18f1a.jpg" alt="Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması" /></div>
<p><strong>Nasıl?</strong><br />&#8211; Körlerin görmesini, topalların yürümesini sağlamak gibi&#8230; Bugün din görevlileri bile hastalandıkları zaman doktora, hastaneye gidiyor. Kuraklık baş gösterdiğinde Suudiler Allah’a yakarmıyor, tuzlu su arıtma tesisi kuruyor, mühendisleri çağırıyorlar. <br /><strong>Ama din siyaseti belirliyor hâlâ..</strong>.<br />&#8211; Eskiden siyasi gücün çoğu dini otoritenin elindeydi. Mesela şimdi Yahudi İsrail devletine, Sünni Türkiye’ye, Şii İran’a, ABD’ye bir bakalım&#8230; Aynı ekonomistlerin geliştirdiği aynı ekonomik modelleri benimsiyorlar. Merkez Bankası’yla ilgili bir mesele olduğunda kimse din adamlarına bir şey sormuyor. Tartışma ekonomi biliminin çerçevesinde yürüyor. Politika artık dinin elinde değil. <br /><strong>Peki ne kaldı dinin elinde?</strong> <br />&#8211; Kimlik konusu&#8230; Biz kimiz? Ve onlar kim? Din bu konuda hâlâ çok önemli ve uzun süre öyle kalacak. <br /><strong>Bu insanlık için iyi mi kötü mü?</strong><br />&#8211; Biraz talihsiz bir durum. Bugün ihtiyaç duyduğumuz ilk şey uluslararası işbirliği. Din, -ilkesel olarak ele alındığında- insanları birleştirebilir aslında. Özellikle İslam, Hıristiyanlık, Budizm gibi evrensel dinler. Ama maalesef din pratikte hemen hemen her yerde ulus devletin aracı haline geldi. Polonya ve Macaristan’da Katoliklik, Rusya’da Ortodoksluk, Hindistan’da Hinduluk milliyetçiliğin bir aleti oldu. Bu talihsiz bir şey. <br /><strong>Kitapta bir ‘muğlak-inanma’ durumundan bahsediyorsunuz. Bunun dinlerin direncini artırdığını söylüyorsunuz.</strong> <br />&#8211; İnsan zihni muazzam karmaşık bir sistem. Aynı anda hem inanmayı hem inanmamayı başarabilir. Çelişkili birçok şeye aynı anda inanabilir. İnsanları ve dini sürekli adapte edilebilir kılan budur. Eğer ya hiç inanmayacak ya da yüzde 100 inanacak olsaydık, gerçeklikle çatışmalar yaşanır ve yıkılma yaşanabilirdi. Ama durum daha karmaşık. <br /><strong>Bunu açar mısınız?</strong> <br />&#8211; İnsanlar dini tarih boyunca asla değişmeyen, ebedi bir gerçeklik olarak gördü. Bu cazibesinin bir parçasıdır&#8230; <br /><strong>Neden?</strong><br />&#8211; Dünya sürekli çalkantı içinde ve her şey değişiyor. Değişim stres yaratır ve korkutucudur. İnsanlar her şeyi açıklayan, değişmeyen, sabit bir hikâye ister. Bunun yanında din sürekli değişim içindedir. <br /><strong>Nasıl?</strong><br />&#8211; IŞİD tipik bir örnek. Onların İslam anlayışı tamamen yeni bir şey ama “Dinin bozulmamış zamanına dönüyoruz” diyorlar. Tüm dini devrimler böyledir. Yeni bir şey yaptıklarını asla itiraf etmezler. Hep bozulmamış, saf bir döneme dönülüyordur. Mesela son zamanlarda birdenbire İsrail’de kadınlarla ilgili ciddi sorunlar başladı. <br /><strong>Ne gibi?</strong><br />&#8211; Sinagoglarda kadınlarla erkekleri asla yan yana göremezsiniz. Ultra tutucu mahallelerde kadın resmi bile asamazsınız. Yakın bir semtte bir inşaat projesi vardı. Sokağa ilanlar asıldı. Mutlu aile tabloları ama sadece yaşlı ve genç erkekler. İlanlarda kadın kullanamadılar. <br /><strong>Yahudilikte böyle bir şey mi var?</strong> <br />&#8211; “Eskiden vardı” diyorlar. Kadınların her yere girmesini, erkeklerle yan yana durmasını dinden uzaklaşma olarak niteliyorlar. İki bin yıllık sinagoglar bulundu ve arkeolojik kazılar yapıldı. Erkek-kadın ayrımını doğrulayan hiçbir bulguya rastlanmadı. Hatta bazı sinagogların duvarlarında kadın mozaikleri bulundu. Sık görülen bir şeydir: Dinler hiç durmadan radikalleşir. Ve hep eskiye dönüldüğü söylenir.</p>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div></div>
</div>
</div>
</div>
<p>class=&#8217;cf&#8217;></p>
<p><strong>Eskiden gerçekleri saptırmak daha sofistike, dolaylı bir süreçti sanki. Artık insanları aldatmak o kadar emek istemiyor mu? <br /></strong>&#8211; Ben çok farklı bir post-hakikat ya da yalan haber çağında olduğumuza katılmıyorum. Eskiden çok daha kötüydü, unutuldu. Stalin’in propaganda makinesi Putin’inkinden çok daha radikal ve acımasızdı. Sovyetler Birliği’nin önde gelen gazetesi Pravda -ki gerçek anlamına geliyor- gerçeğin dışında her şeyi yazardı. Stalin milyonlarca kişinin ölümünü herkesten saklayabiliyordu. <br />Ortaçağda insanların inandığı şeyleri düşünüyorum da&#8230; Biri gelip “Yan kasabadaki süpürge üzerinde uçan bir kadın gördüm” dese o kadın iki saat içinde cadı diye alev alev yakılabilirdi. Dedikodu, yalan yeni şeyler değil.</p>
<div><img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/09/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi-5b8cea6d7b6e5.jpg" alt="Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması" /></div>
<p><strong>Sosyalizm aslında başarısız olmadı. Birçok ideali benimsendi&#8230; &#8230;İDEOLOJİ</strong></p>
<p><strong>Dünyadaki kadın hareketine çok değinmemişsiniz kitapta.</strong> <br />&#8211; Bugünkü #metoo hareketi çok daha geniş bir mücadelenin parçası. Geçen yüzyılın feminist devrimi insanlık tarihinin en başarılı toplumsal devrimlerinden biridir. Kadınların siyasi, ekonomik, hukuki statüsü hep erkeğinkinden düşük oldu. Feminist devrim bunu görülmemiş şekilde değiştirdi. Sonsuz ve doğal sayılan şeyler derin biçimde değişti. Ve tüm bunlar çok az şiddetle oldu. Rus, Fransız, Çin, İran devrimlerine bakın, büyük şiddetle karşılaşırsınız. Ama feministlerin kimseyi öldürmesi ya da feda etmesi gerekmedi. Bu olumlu değişim için mutlaka şiddet gerekmediğine yönelik iyi bir örnektir. </p>
<p><strong>1950-70 arasındaki döneme ‘Che Guevara anı’ diyorsunuz. Komünizm, kapitalizm gibi ideolojileri ‘insan yapımı dinler’ olarak niteliyorsunuz. Bu narratiflerden kendinize yakın hissettiğiniz biri yok mu?</strong> <br />&#8211; Ortak hikâyeler, kurgular olmadan insanlar için bir düzen kuramazsınız. Ama her hikâye aynı değerde değildir. Bunun ölçüsü, önlediği ya da sebep olduğu acılardır. <br /><strong>Nasıl?</strong> <br />&#8211; Mesela futbol. Dünya kupasının düzenlenmesi için izleyicilerin birilerinin uydurduğu futbol kurallarına inanması gerekir. Bunda sorun yoktur. Ama bir holigan, takımı maçı kaybetti diye karşı takımın seyircisini öldürüyorsa, kaybetmiş demektir. O zaman bu kötü bir hikâyedir. Bunun icat edilmiş bir hikâye olduğunu, kimseyi öldürmeye gerek olmadığını hatırlamak gerekir. Faşizm, liberalizm, komünizm gibi büyük hikâyeler için de bu geçerli. </p>
<div><img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/09/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi-5b8cea6ee5834.jpg" alt="Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması" /></div>
<p><strong>Siz hangisini daha değerli buluyorsunuz?</strong> <br />&#8211; Tarihi iyice gözden geçirdiğinizde -hiç tereddütsüz söyleyebilirim ki- insanlık için en iyisi liberal hikâye olmuştur. Eksikleri vardır, korkunç şeylere sebep olmuştur, bu doğru. Örneğin “Demokrasi götüreceğiz” diyerek Irak’ın işgal edilmesi gibi aptalca şeylere&#8230; Ama büyük resme baktığınızda son iki-üç yüzyılda insanlığa en çok fayda getiren hikâyenin liberalizm olduğu görülür.<br /><strong>Liberalizm kapitalizmi içeriyor mu?</strong> <br />&#8211; Kapitalizmle ittifak içinde. Liberalizm için en yüksek değer özgürlüktür. İnsanların kendi kararlarını almasını, kalplerinden geçeni yapmasını savunur. Kapitalizm de ürünlerin, hizmetlerin, paranın serbest dolaşımını ister. Bu, liberalizmle kapitalizmi doğal müttefik yapar. Aslında çok farklı olsalar da&#8230; <br /><strong>Nedir farkları?</strong> <br />&#8211; Kapitalizmin perspektifi çok dardır. İnsanları, değerleri umursamaz, sadece kâra bakar. Liberalizmin pek çok farklı değeri vardır. <br /><strong>İnsanlık için daha eşitlikçi, daha insani bir sistem mümkün değil mi? Sosyalist, komünist narratiflere baktığınızda, sizce bunlar hiçbir zaman gerçekçi değil miydi?</strong> <br />&#8211; Komünizmin ve sosyalizmin insanlığa etkisi devasaydı. 19’uncu yüzyıl sonu liberal kapitalist toplumlarla bugünküler arasında dağlar kadar fark var. O zamanlar Britanya’da, ABD’de sosyal yardım diye bir şey neredeyse yoktu. Emeklilik maaşı, sosyal güvenlik, eğitim yatırımları hep yeni şeyler. Kapitalizm en vahşi halindeydi. <br /><strong>Nasıl değişti bu?</strong><br />&#8211; Öncelikle entelektüel boyutuyla&#8230; Sosyalizm insanları komünist diktatörlük kurmaya ikna etmedi belki ama sosyal dayanışma sistemleri inşa etmeye, daha adil, eşit toplumlar kurmaya yönlendirdi. Bu çok önemlidir. <br /><strong>Başka?</strong><br />&#8211; Diğer faktör korkuydu. 1917 Rus Devrimi sonrası komünistlerin İtalya’yı, Almanya’yı, Fransa’yı ele geçireceğini sandılar. Bunu engellemek için anahtar, işçi sınıfını kazanmaktı. Sosyal yardımlar, bedava eğitim bu sayede mümkün oldu. Aslında sosyalizm başarısız olmadı. Sovyetler Birliği, Küba, Çin’deki radikal sosyalist hareketler başarısız oldu. Ama pek çok sosyalist ideal ve uygulama liberal demokratik kapitalist toplumlarca benimsendi. ABD bile bugün bu sayede çok farklı bir yer.</p>
<p><strong>Popülist dönemde 3. Dünya Savaşı çıkmaz; kimsede ölecek göz yok  &#8230;GELECEK</strong></p>
<p><strong>Kitapta, ‘İsveç göç tehdidi’ konusu gündeme geliyor. “Bu ülkeler onca zorlukla, fedakârlıkla kurulan demokrasilerini nasıl korumalı?” diye bir soru var. Her şeye rağmen liberal, hümanist değerlerden taviz vermemeli mi? Yoksa kapıları kapamalı mı farklı kültürlere? Siz nasıl bakıyorsunuz?</strong> <br />&#8211; İki tarafın da geçerli argümanları var. Bu iyiyle kötünün savaşı değil. Bir taraf faşist, diğer taraf naif değil. Demokratik şekilde istedikleri kararı vermekte özgürler. Ama bugünün küresel dünyasında kendini insanlığın geri kalanından tecrit etmek, sorumluluklardan kaçmak mümkün görünmüyor. </p>
<div><img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/09/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi-5b8cea708e1b6.jpg" alt="Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması" /></div>
<p><strong>Bazı yorumcular Avrupa’nın Türkiye’ye karşı soğuk tutumunun ülkeyi demokratikleşme yolundan çıkardığı, bunun uzun vadede Avrupa’nın da zararına olduğu görüşünde. Sizce?</strong> <br />&#8211; Avrupa Birliği çözülüyor. Yeni bir bakışa göre kendi değerlerinden ve dünya görüşünden uzak ülkeleri alma konusunda aceleci davrandı. Türkiye’den çok önce Macaristan’ı, Polonya’yı kabul etti. Önceleri entegrasyon başarılıydı. Ama sonra bu ülkeler AB’nin varlığını tehdit eden otoriter rejimlere dönüştü. Ekonomik zorluklar, göç, Rusya’nın yükselişi farklılıkları ortaya çıkardı. Doğu ve Batı Avrupa ülkelerinin sanıldığı kadar da iyi geçinmedikleri görüldü. <br />mİnsanların aptallığının tarihin en önemli güçlerinden biri olduğunu yazıyorsunuz. Bu popülizm döneminde bir nükleer savaş ya da 3. Dünya <strong>Savaşı görür müyüz?</strong> <br />&#8211; 3. Dünya Savaşı’nın tahribatı öylesine büyük olur ki hiçbir kazananı olmaz. Soğuk Savaş zamanında en azından iki çatışan ideoloji vardı. İnsanlar belki yüksek idealleri için kitlesel intihara gidebilirdi. Ama popülist dönem öyle değil.<br /><strong>Nedir farkı?</strong><br />&#8211; Onca gürültüye rağmen insanlarda ölecek ya da öldürecek göz yok. Brexit mesela&#8230; Eski asırlarda bu konu savaş meydanında çözülürdü. Yüzbinlerce ölü ve yaralıyla! Bu kez sadece bir kişi, ruh hastası bir fanatiğe kurban gitti. Bir asır önce Avrupalılar birbirini, milyonlarla öldürüyordu. Şimdi ölmek isteyen yok. İsrail de öyle. Eskiden bir ölüm kültü vardı, ulus için ölmek erdemdi. Şimdi bu işler IŞİD’e ve intihar bombacılarına özgü sadece. Bu iyiye işaret. Savaş riski hiç yok değil ama olursa bir hesap hatasından olur, ideolojik çatışmadan değil. <br /><strong>Bir tür olarak bizim homo sapiens’in son perdesi olduğumuzu söylüyorsunuz. Sizce dünyada nasıl bir iş çıkardık? Hayal kırıklığı mıyız başarı öyküsü mü? İnsanlığın psikiyatrı olsanız bize nasıl bir tanı koyardınız?</strong> <br />&#8211; Kendimiz için iyi ama gezegenin geri kalanı için çok kötü iş çıkardık. Artık çok güçlüyüz ama ekolojik sistem çökmekte. Diğer hayvanların, bitkilerin nesli tükenmekte. Dünyanın hükümdarı olarak kimseyi umursamayan bir diktatör gibiyiz. Varoluşumuzun derin kökenleriyle, çektiğimiz acıyla ilgili 50 bin yıl öncesinden çok daha bilge değiliz. Taş Devri’nden çok daha güçlüyüz ama çok daha mutlu değiliz. İnsanlık bir orta yaş bunalımında. <br /><strong>Nasıl?</strong> <br />&#8211; Başarılı bir adamı düşünün. Hali vakti yerinde ama aslında ne yapmış? Yaptıklarının anlamı neymiş? İnsanlığın bu iktidar savaşı konusunda sakinleşmesi lazım. Zaten yeterince iktidar sahibiyiz. Bununla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Oysa tatminsizliğimizin derin kökenlerini anlamaya daha çok zaman ayırmalı, buna çaba göstermeliyiz. Daha fazla güç bizi sadece daha da sorumsuz yapacaktır.</p>
<div><img decoding="async" src="http://www.magazinhaberajansi.com/wp-content/uploads/2018/09/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi-5b8cea71a62c3.jpg" alt="Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması" /></div>
<p> </p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div><p>The post <a href="https://magazinhaberajansi.com/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi/">Bugünün en büyük sorunu kendini işe yaramaz gören bir sınıfın ortaya çıkması</a> first appeared on <a href="https://magazinhaberajansi.com">Magazin Haber Ajansı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://magazinhaberajansi.com/bugunun-en-buyuk-sorunu-kendini-ise-yaramaz-goren-bir-sinifin-ortaya-cikmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
