Geleneksel Buldan Dokumacılığını Yaşatan Veysel Karaşın: Elektriksiz Zamanın İzinde
Geleneksel Buldan dokumacılığını yaşatan Veysel Karaşın: Elektriksiz zamanın izinde, el emeğiyle dokunan desenlerle geçmişin dokusu bugün canlı.
Buldan’ın dokumacılık geleneğini nesilden nesile taşıyan Veysel Karaşın, eski tezgahların büyüsünü günümüze taşıyor. Elektrikli tezgahlara geçiş öncesiyle kıyaslandığında, 1951 sonrası üretim tekniklerini değil; ataların el emeğini ve zarif dokumayı yaşatmaya odaklanıyor. Atölyesinde, geçmişin izlerini koruyarak geleneksel üretimle kültürel mirası geleceğe taşımaya çalışıyor.
“1951 öncesinin dokuma kültürünü unutturmamak benim ana hedefim” diyerek süreci özetleyen Karaşın, yaklaşık 25 yıldır hobiden öteye taşıdığı bu sanatı, zanaat ve sanat olarak ön plana çıkarıyor. Tezgahını kullanırken nostaljik bir yolculuğa çıkarmayı başarırken, elektrikli tezgaha geçişin zihinlerde yaratacağı farkı da küçümsemiyor. Eline aldığı her ipliğin geçmişle bağlantısını canlı tutmayı amaçlıyor ve atalarının geleneklerini gün yüzüne çıkarmak için çalışıyor.
Bir dokuma için beş günlük hazırlık süreci, sabrı ve titizliği zorunlu kılıyor. İplik makaralarını kendisinin hazırladığı ve güçleriyle uyum içinde ilerleyen bir ekip tarafından geçirilen iplerin, tekniğe uygun geçişleri, tezgahın işlevselliğini belirliyor. En çok öne çıkanlar arasında ise tezgahın malzemesi ve geçmişi hatırlatan izler yer alıyor. Gürgen ağacından yapılmış olan en iyi tezgahını, eldeki imkanlarla eksikleri tamamlayarak, ona eşinin kardeşinin kayınbabasından kalan anıyı yaşatacak şekilde kullanıyor.
Tezgahında 2 pedallı düzenler düz dokumayı mümkün kılar; 4 veya daha çok pedallı modeller ise kumaşa desenler kazandırıyor. Desenler, tezgahın kendi dilini ve melodisini taşıyarak ürünü zenginleştiriyor. Ancak seri üretimin aksine, Karaşın’ın üretimi bir günde 2 metreye kadar çıkıyor; elektrikli tezgahlarda ise bu rakam saatte 12 ürüne kadar yükselse de, onun amacı ticaret değil, kültürel mirasın yaşatılması. Bu tercih, gün içindeki ritmi ve el emeğinin değerini bir kez daha vurguluyor.
Atölyeye gelen ziyaretçiler için bu tezgahlar sadece bir alet değil; çocukluk anılarının ve geçmişin bir yeniden hikâyesi. Misafirlerin gözlerindeki ışıltı, geçmişe dair özlemi hatırlatırken, yeni nesillerin iplikler arasındaki geçişleri ve oluşan algoritmayı da büyülüyor. Bu deneyim, bu unutulmaya yüz tutmuş mirası canlı tutmak adına atılan samimi bir adım olarak öne çıkıyor.