Kültürel Mirası Koruma Çabaları: Savaşların Ardındaki Ses ve Cezai Yetersizlik
Kültürel mirasın korunma mücadelelerini, savaşların yankısı ve cezai yetersizlikle bağdaştıran etkileyici bir inceleme.
Bir aylık olaylar sarmalında, Ukrayna’da bombalamalar yoğunlaşırken kültürel miras da zarar görmeye devam etti. Odak noktası Odessa olan saldırılar, UNESCO’nun koruma altına aldığı alanlarda da hasara yol açtı; aralarında 19. yüzyıla ait Alexandru Sturdza Evi gibi önemli yapılar bulunuyor. Bu durum, kültürel mirası tahrip edenlere hesap sorulmasının ne kadar zor olduğunun yeniden sorgulanmasına yol açtı.
Ukrayna Kültür Bakanlığı, sadece geçtiğimiz ay içinde Odessa dahil 148 kültürel miras alanının zarar gördüğünü veya yok edildiğini duyurdu. Aktivist gruplar, Rusya’ya karşı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde hesap sorulması için başvurular yaptı; fakat iddianameler şimdiye dek açılmadı. Uzmanlar, mevcut yasal çerçevenin kağıt üzerinde güçlü olsa da uygulamada yetersiz kaldığını ifade ediyor. Uydu görüntüleri ve uzaktan algılama teknikleri, delilleri güçlendirse de, siyasi irade ve yargı yetkisi sorunu çözmüyor.
Gazze’den İran’a uzanan çatışmalar, kültürel miras üzerinde benzer sonuçlar yaratıyor. Gazze’de Geleneksel el sanatları ve mimari mirasıyla özdeşleşen Gazze Ulu Camii’nin onarılması gerektiğini hatırlatırken, savaşlar nedeniyle bu tür mirasın nasıl korunabileceği sorusunu gündeme getiriyor. 2023 yılında İsrail’in saldırılarıyla neredeyse tamamen yıkılan bu cami, bölge kimliğinin simgelerinden biri olarak kaldı.
İrili ufaklı pek çok örnek, Kültürel Mirasın korunmasında karşılaşılan zorlukları özetliyor: Uluslararası antlaşmalar var ancak uygulanabilirlik büyük ölçüde zafiyet gösteriyor. Lahey Sözleşmesi’nin 1954’teki kurulumu ve 1999 Ek Protokolü ile 2002’de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurulması, yıkıma karşı normlar getirmiş olsa da bu normlar uygulanabilir cezai yaptırımlara dönüştürülemiyor. Mali’deki tapınak ve camileri yok eden saldırılarla ilgili dava az olsa da, örneklerin olması caydırıcılığın zor olduğunu gösteriyor.
Ruhani gibi uzmanlar, caydırıcılığın sadece ağır cezalarla değil, isminin açıklanması, ulusal mahkemelerde yargılanma ve uluslararası yaptırımların uygulanmasıyla güçlenebileceğini vurguluyor. “Devletler, müttefikler ve düşmanlar karşısında da kuvvetli araçları kullanmaya hazır olmalı,” diyorlar. Palmira örneği, ısrarla geleneksel yapıları savunan bir arkeologun kahramanlıkla anılmasına rağmen, savaş sonrası kararların siyasi güçlerle sınandığını gösteriyor.
Ukrayna’daki kültürel miras üzerinde çalışanlar, uzman gruplarla işbirliği halinde, eserleri korumak için eğitimler veriyor ve kaçakçılıkla mücadele etmek için polis ve gümrük operasyonlarını sürdürüyor. Ancak savaşlar, koleksiyonları, barındırdığı tarihleri ve hatıraları geri getirilemeyecek kırılmalara sürüklüyor. Palmira’da da benzer bir mücadele sürüyor; burada IŞİD’in kültürel mirası tahrip etmesi, sonraki yıllarda kahraman bir savunucu üzerinden hatırlanıyor. Ancak politik ve askeri karışıklıklar, bu mirasın korunmasını güçleştirmeye devam ediyor.