DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C
İstanbul
°C
°C
°C
°C
°C

Leylek ve Balıkçıların Yılmaz Aile Koşutluğu: Uluabat Gölü’nün Sakin Dostluk Hikayesi

Leylekler ve balıkçıların uyumlu dostluk hikayesini Uluabat Gölü’nün sakinliğinde keşfedin: Yılmaz Aile Koşutluğu ile doğa ve insan arasındaki sıcak bağ.

16.06.2026
A+
A-

Göl kıyısında uzun süredir süren bir dostluğun eşi benzeri, Fadıllı Mahallesi’nde yaşayan leylek ile balıkçı Ahmet Yılmaz arasında yaşanıyor. Eskikarağaç’taki Yaren leyleği ile Adem Amca’nın hikayesine benzer bir bağ kuran bu ikili, artık gölün kıyısında değil mahalle meydanında ve kahvehane önünde buluşuyor.

Nilüfer’de bulunan Bursa, göletler, akarler ve sulak alanlar sayesinde farklı kuş türlerine ev sahipliği yaparken, balıkçı Ahmet Yılmaz da bu ekosistemin içinden gelen bir dost. Leylek ile balıkçının arasındaki temaslar, karşılıklı güven ve alışveriş üzerine kurulu; ikisi de balıkçı olmalarına rağmen soyadlarının aynı olması, aralarında ilginç bir tesadüf olarak öne çıkıyor. Aralarında akrabalık bağı olmasa da sosyal medyadan tanışmaları, onların yüzleşmeden kurulan bir bağ olduğunu gösteriyor.

Görüşme noktaları leylek için göldeki kayıklar, Ahmet Yılmaz için ise mahalle meydanındaki kahvehane önü. Leylek köye geldiğinde, balıkçıları veya sıkça balık veren Yusuf Başaran’ı bulamayınca kahvehanenin önündeki masa ve sandalyeler arasında dolaşarak dostlarını arıyor. Bu ritüel, mahalledeki günlük yaşamın da bir parçası hâline gelmiş durumda.

Başlangıç ve sürdürülme hikayesi, yaklaşık on yıl önce elektrik direğinde başlayan bir merakla şekillendi. Ahmet Yılmaz, balıkçılıkla uğraştığını ve Uluabat Gölü’nden yakaladığı balıkları Fadıllı meydanında sattığını anlatıyor: “Direğin tepesindeyken bana baktığını gördüm ve bir gün yere inince bana doğru geliyor, bana balık verdiğimde ise bu dostluk sonsuza dek sürmeye başladı.” Başlangıçta balıkları parçalayarak vermesi gerekti çünkü leyleğin küçük olduğunu söyleyen balıkçı, her gün bu düzeni sürdürmüş. Önce direğe konup “gel” diye seslenince yanımıza inen dostumuz, kahvehanenin önündeki ağaç altındaki sakiniyle bile tanınır hâl almış.

Güçlü bağlılık ve özveri bu dostluğu şekillendiriyor. Leylek için asla balıksız kalmayan bir yaklaşım benimsenmiş; balıklar olmadan da günlerini boş geçirmemek adına göle açılıp balık getiriliyor. Kurban Bayramı gibi özel günlerde bile bu tatmin edici beslenme zinciri aksatılmıyor; göl ve mahalle arasındaki mesafe, dostluğun gündelik ritmini belirliyor. Mahalledeki diğer kişiler de bu bağın sürmesine katkıda bulunuyor: Yusuf Başaran, leylek için önündeki direk dibine çırpı bırakıyor ve leylek balıkları yedikten sonra yuvasına dönüyor.

Toplumsal çerçeve içinde Yusuf Başaran’ın rolü, balığın yanında bu ilişkide bir erkân olarak görünüyor. Köyde onlara eşlik eden yaklaşık kırk leylek yuvası arasında, yalnızca bu leylek mahalle sakinleriyle sıkı bir bağ kuruyor. Başaran’ın anlatımı, leyleğin hem balığı hem de insanları çok sevdiğini, bu sevginin köydeki özel bir durum olduğunu net bir biçimde ortaya koyuyor.

Kaynaklar: İhlas Haber Ajansı, Haberler.com

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.