Jingdezhen’de Kirlenmeyen Çay Kültürü: Hasat Anında Gelen Sesler ve Yeni Bağlar
Jingdezhen’de temiz çay kültürünün keşfi: Hasat anında gelen sesler ve bağların büyüsü, gelenek ve doğayla uyumlu bir çay yolculuğu.
Jiangxi’nin doğu kısmında yer alan Fuliang ilçesinin Hanxi köyünde, çay hasadı sürerken genç çay tomurcuklarını özenle toplamanın incelikleri anlatılıyor. Uzun parmak uçlarıyla en üst tomurcuğu nazikçe almak, sapları ise asla sıkıştırmamak gerektiğini vurgulayan üreticiler, dikkatli bir dokunuşla toprağın üzerinde serin rüzgâra karşı duran taze sürgünleri işaret ediyorlar.
Sisle kaplı tepelerin arasında, tek tomurcuk ve tek yapraklı taze çay sürgünleri toplanmaya devam ederken, seramik sanatçısı Pelin Dal da bahara katılmış ilk bahçıvanlar arasında yer alıyor. Kendisi belindeki bambu sepetiyle dikkat çekiyor ve bu bölgenin yalnızca çini kilitli bir ünle değil, aynı zamanda köklü bir çay üretim bölgesi olduğuna dair farkındalığı paylaşıyor: Türkiye’de çayın günlük yaşamın vazgeçilmez parçalarından biri olduğuna değinen Dal, Jingdezhen’in seramik mirasının yanında çay üretiminin de önemli olduğunu keşfediyor.
Geçmişte Çin’in önemli çay ticaret merkezlerinden olan Fuliang’ın çay kökenleri Han Hanedanlığı’na kadar uzanıyor ve bölgede 13.700 hektarı aşkın alan çaylık olarak kullanılıyor. 2025 yılı için yıllık üretimin 15.600 tonla tamamlanması ve 2025’in ilk yarısında çay ihracatının 1 milyon ABD dolarını aşması, iki yıl öncesinden iki kat daha fazla başarıyı işaret ediyor. Fulian çayı, 1915 Panama-Pasifik Sergisi’nde altın madalya kazanmasının yanı sıra Çin-Avrupa Birliği Coğrafi İşaretler listesine girmeyi başarmış durumda.
Çay yapraklarını yeni toplandıktan sonra Sun Qipeng, yaprakları 240 santigrat dereceye kadar ısıtılan bir demir tavada kavurarak yeşil çayın temel aşamalarından birini tamamlıyor. Sun, bu yüksek ısı sayesinde enzimleri baskılıyor ve yeşil rengin korunmasını sağlıyor. Atölyeyi dolduran çay kokusu, Pelin Dal’ın heyecanını artırıyor ve “Çayın kokusunu bu anda bile hissedebiliyorum” sözleriyle yankılanıyor.
Dal ayrıca Türkiye ile Jingdezhen arasındaki bağı vurgulayarak, iki kültür arasındaki alışverişin yalnızca seramikle sınırlı olmadığını vurguluyor: Jingdezhen’in antik maviyapraklı porselenlerinin pigmentleri, tarihsel ticaret yolları sayesinde Çin’e taşınmış ve burada hem çay hem de seramik kültürünü bir arada deneyimlemek için önemli bir köprü kurmuş oluyor. Bu çok yönlü bağ, bölgenin sadece ünlü seramikleriyle değil, aynı zamanda zengin çay geleneğiyle de öne çıktığını kanıtlıyor.