Anjelik Calvin: Annenin Anısı ve Mirasla Yüzleşme
Anjelik Calvin: Annenin Anısı ve Mirasıyla Yüzleşme—acı, bağ ve bağışlamanın izinde duygusal bir yolculuk.
Anjelik Calvin, annesi Ahu Tuğba’nın kaybının ardından İstanbul’da kısa bir süre sessizliğe büründü. Annesinin cenazesinin Türkiye’ye getirildiği anlar ve son yolculuğa uğurlanışı, Calvin’in iç dünyasında derin izler bıraktı. İlk kez katıldığı bir davette, gazetecilerin “Annenizin kopyasısınız” sözleri karşısında duygulandı ve “Benzemiyorum. Ben annemin sümüğü bile olamam.” sözleriyle annesine duyduğu hayranlığı vurguladı. Annenin yokluğunu derinden hissettiğini ve ondan gelen mirasının yaşamını nasıl etkilediğini şimdi daha net ifade etti.
Yaşadığı travmayı ve bu süreçteki zorlukları da paylaştı: Amerika’daki evde büyük bir psikolojik sarsıntı yaşadığını belirtti. Otellere sığınmak zorunda kaldığını, babasının otel masraflarını karşılamak için 20-30 bin doların üzerinde harcama yaptığını açıkladı. Aynı dönemde evine giden yolun adeta karanlık bir oyununa dönüştüğünü ve evde farelerin kol gezdiğini söyleyen Calvin, annesinin öldüğü odanın hâlâ karşısında durduğunu hatırlattı. O anki şoku hatırlarken, annesinin kanlı yastığını ve diğer hatıralarını saklamış olduğunu itiraf etti. Bu anlar, onun için dev bir travmaya dönüştü. “Annemi hatırlamak acı amma ihtiyaç duyduğum anlarda bana güç veriyor.”
İkinci bir odak noktası ise miras meselesiydi. Annesinin bazı kişisel eşyalarının çalındığını belirten Calvin, bu kayıpların kendisini ne kadar kırdığını ifade etti. Evdeki kaos içinde hatıraların izlerini bulamadığını ekledi ve geriye kalan tek şeyin pembe geceliği ve terlikleri olduğunu söyledi. Yağmurlu günlerde bile annesinin değerlerinin altını çizmekten kaçınmadı: “Annemden geriye kalan miras, 5 kişiye yetecek kadar.” Ancak net bir sayı vermekten kaçındı; para ve malın ne olduğundan çok, annesinin hatırasının daha değerli olduğuna vurgu yaptı. “Keşke annem hala hayatta olsaydı da her şey daha farklı olurdu,” diyerek sözlerini tamamladı.