Dokuz Canlılık: Miraç Erol’un Yaşamındaki Tecelliler ve Mezarlık Kararı
Dokuz Canlılık: Miraç Erol’un yaşamındaki Tecelliler ve Mezarlık Kararı üzerine derin bir inceleme; sırlar, seçimler ve insanlık hallerinin izdüşümü.
İstanbul’da uzun yıllar özel bir şirkette çalıştıktan sonra emekli olan ve 2017’de eşiyle birlikte memleketi Safranbolu’nun Kuzyakaköseler köyüne yerleşen bir baba olan Miraç Erol’un yaşamı, aldığı darbeler ve hayatta kalma mücadelesiyle dikkat çekiyor. 2000 yılında yaşadığı ağır trafik kazası, onun için adeta bir başlangıç oldu; yoğun tedavinin ardından toparlanıp işine dönmeyi başardı.
2005 yılında geçirdiği ikinci kaza sonucu beli kırılan Erol, yaklaşık bir yıl tumburu yatakta geçirdi. Tedavinin ardından yeniden ayağa kalktı. 2015’te geçirdiği üçüncü trafik kazası ise emekliliğe zemin hazırladı ve Safranbolu’ya taşınmasını tetikledi. Doğa yürüyüşü yaptığı sırada karşılaştığı tehlikeli anlar, hayatında bir dönemeç oluşturdu: Ayının saldırısına uğrayan ve uçurumdan düşen Erol, hayatta kalmayı başardı ve o günden itibaren yaşamına yeni bir farkındalıkla devam etti.
2025 yılı, onun için sağlık açısından da bir dizi zorlukla geçti. Peş peşe üç kalp krizini atlatan Erol, son olarak arı sokması kaynaklı komaya girdi. Taburcu olduktan sonra yaşamdan beklentilerini ve kararlarını net biçimde ifade etmeye başladı. “Dokuz canlı kedilere” benzettiği yaşamını, kendi mezarını kazmaya karar vererek özetledi. Bu sözleri, yaşadığı tecrübelerin dayanışması ve hayat mücadelesinin bir ifadesi olarak değerlendiriliyor.
İlk başta bu karar çevresinde şaşkınlık yarattı; ancak Erol’un bu kararı, eşinin de desteğiyle kişisel rızaya saygı gösterilmesi gerektiğini düşündürdü. Komşular ve arkadaşlar da bu durum karşısında çeşitli tepkiler gösterdi. Erol, yaşadıklarını şöyle anlattı: “İçimdeki his beni bu yönde yönlendirdi. İnsan bazen beklenmedik kararlar alır; ben de mezarımı kazmaya karar verdim. Şu anda havaların yağışlı olması nedeniyle adımlarım yavaş ilerliyor, ama ileride bir şekilde taşını da ayarlamaya çalışıyorum.”
Yaşadığı anları, doğa yürüyüşlerinde yavrularıyla birlikte olan ayının saldırısı ve arama-kurtarma sürecini ayrıntılı olarak paylaştı: “Ayı beni uçurumun kenarında yakaladı; beni aşağı bıraktı ve havada adeta savruldum. Düşerken çam ağaçlarına çarparak yuvarlandım. Kendimi korurken tek amacım ayının üzerime gelmesini engellemekti. Neyse ki arkadaşlar haber verdi ve beni hastaneye götürdüler.”
Bu zorlu süreçler, Erol’un yaşam felsefesine de yansıyor. Dokuz canla hayatta kaldığını düşünen biri olarak, kendi mezarını kazmak fikriyle adeta yaşamın son sınırlarını hesaplamaya çalıştı. Ancak bu karar, çevresinde bazı karışık duygular uyandırsa da, onun için bir iç hesaplaşmanın ifadesi olarak kalıyor.