Obezite ve Diyabette Avrupa’da İlk Sırada Türkiye: Şehirler ve Yaşam Biçimleri Etkiliyor
Avrupa’daki obezite ve diyabette Türkiye liderliğini şehirler ve yaşam biçimleri nasıl etkiliyor? Ayrıntılar ve analizler.
Türkiye’de obezite ve diyabet sıklığı, özellikle Adana, Şanlıurfa ve Gaziantep gibi yöresel mutfak kültürüyle bilinen kentlerde en üst sıralarda yer alıyor. Prof. Dr. Eşref Araç, Dünya Obezite Günü vesilesiyle bu illerin öne çıkış nedenlerini açıklarken, gurmelik ve zengin yemek geleneğinin hareketlilik eksikliğiyle birleşmesinin obeziteyi tetiklediğini vurguladı.
Abidinlik içeren açıklamalarında Türkiye’nin obezite açısından Avrupa’da ilk sıraya yükseldiğini belirten Araç, şunları söyledi: “Şu anda ülke çapında giderek daha çok genç ve yetişkinlerde obezite yaygınlaşıyor. Obezite, birçok hastalığın da temelini oluşturan bir salgın gibi ilerliyor ve bu durum diyabetin de önünü açıyor.”
Türkiye’de diyabet ve obezitenin aynı kaderi paylaştığını ifade eden Prof. Dr. Araç, bölgeler açısından bakıldığında Adana, Şanlıurfa ve Gaziantep’in ilk üç sırada yer aldığını belirtti. Ardından Mersin, Konya, Kayseri gibi iller geliyor ve Diyarbakır ile Hatay da sıralamada benzer konumlarda bulunuyor. Obezitenin bu illerdeki temel nedeni olarak yemek kültürünün gelişkinleşmesi ve hareketliliğin azalması gösteriliyor; Diyarbakır nispeten daha iyi durumdadır.
Çocuklar ve ergenler arasındaki obezite artışı da dikkat çekici. 1980’lerde yüzde 4 olan oranların günümüzde yaklaşık yüzde 20’lere ulaştığı, 4-19 yaş arasındaki bu grubun gelecekte obezite ve bağlı hastalıklara karşı daha savunmasız olacağı kaydediliyor. Türkiye genelinde her üç kişiden birinin obez olabileceği tahminleri, 2030 hedefleriyle birlikte büyük bir sağlık yüküne işaret ediyor.
Sağlık Bakanlığı’nın 2025-2028 hareket planı kapsamında kamuoyunun farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar sürüyor. Egzersiz, beslenme ve diğer destekleyici önlemlerle hareketlilik programları hayata geçiriliyor. Obez olan bir bireyin diyabet ve pankreas kanseri riskinin artması, toplumsal farkındalığın artırılmasının ne kadar kritik olduğunun altını çiziyor. Hareketli ve sağlıklı bir toplum için günlük yaşam ritmimizin yeniden şekillenmesi gerektiği ifade ediliyor.